27 Ağustos 2011 cumartesi günü gurbetten sılaya doğru yolculuk başladı. Ve 28 ağustos Pazar günü salimen Yeşil Artvinimize ulaştım. Borçkadan sonra tünelleri geçince Artvin köprüsüne ulaştım ve köprüde bir sürprizle karşılaştım desem yalan olmaz. Çünkü yıllardan beri trafik ışıkları olmayan tek ilimiz olan Artvinimizin bu göstermelik olan ve hiçde fazla gereksinim olmadığı halde trafik ışıklarının konduğunu gördüm ve üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Çünkü gördüğüm kadarıyla gerekde yok gibi ve sembolik olarak duruyor gördüm. Terminalde bizi sevenler karşıladı sabahın ilk saatleri olmasına aldırmadan. Yorgunluğa bakmadan hemen bir çarşı turu yaptım varmı yeni bişeyler diye, gitmeyeli bir cadde daha açılmış ve yeni yeni beton yığınları yerini almaya başlamış harıl harıl heryerde olduğu gibi güzel memleketimde de. Eskiden İskebe tarafında ormaniyeyle alakalı işletmeler varken oraları bir sürüyeni inşaatlar yapılmış ve Artvine ayrı bir güzellik katmış.
Bayram arefesinde Ardanuça gittim iftara kız kardeşimin yanına ve bu senenin son iftar yemeğimizi orda açtık.Antı parantez, İftar menümüzü açıklamak olmaz ama şunu ifade etmek istiyorum ki dönerle iftar açmanın keyfide bir başka oluyormuş fırsatı olan herkese tavsiye ediyorum. Akşam sohbetinden sonra geç saatler doğru Artvine geri döndük canım annem ve kardeşim Erkin’le beraber.
Bayram sabahı bayramlıklarımızı giyerek tekbirler getirerek merkez caminin yolunu tuttuk ve ön safta yerimizi aldık. Kadir Hocamın güzel vaazının ardından saat 06:20’ de Ramazan Bayram namazımızı eda ettik. Bayramlaşmanın ardından evin yolunu tuttuk büyüklerimizle bayramlaştıktan sonra, ölülerimizlede bayramlaşmak adına Yanıklı köyümüzün yolunu tuttuk. Köye giderken soğuk suda mola vermeden geçmek olmaz tabiî ki bizde molamızı verdik cklintiyi (mısırımızı) yiyip soğuk suyunuda içtikten sonra yolumuza devam ettik. Saat 10:30 dolaylarında köyümüzün şan ve şerefine hiçde yakışmayan bozuk yollarından geçerek kokberet mahallesine ulaştık. Ha şunuda söylemeden geçemiyecem, sembolik de olsa barakadan köprüye kadar asfalt döküldüğünü gördük ama yetkililerden öğrendik ki bu asfaltı dökene kadar akla karayı seçmişler bazi engellemelerle karşılaştıkları için. Oysa hani bizler yolun medeniyet demek olduğunu öğrenmiştik, görülüyor ki bazılarının medeniyet hiç de umurunda değilmiş…! O kişiler hala bana dokunmayan yilan bin yaşasındalar.
Köye önceAhmet çavuş amcaya uğradik ve ilk olarak mezarlıklarda bizlerden dua ve niyaz bekleyen büyüklerimizle bayramlaşmak için crahiyent mezarlığına gittik. Mezarlıklarda bizden başka büyükleriyle bayramlaşmaya giden köylülerimizle karşılaştık ve mezarlıkları şenlendirdikleri için içimden hepsine dua ve şükranlarımı sundum. Canım Babamla 2008 senesinden sonra hiç görüşmemiştim, Baba hasretiyle dağlanan yüreğim hüzün damlalarıyla dışarıya boşaldı önce damla damla sonra …. Hüzünlü karşılaşmadan sonra canım babama, dedelerime ninelerime amcalarıma ve tüm göçmüşlerimizin ruhu için Yasin, Tebareke, Amme, ve diğer sürelerden oluşan Kuranı Kerim ziyafetinden sonra dua ve istiğfarda bulunduk. Mevlam tüm sevdiklerimizi rizasını kazananlardan eylesin ve cennetine kabul buyursun. Amin.
Mezarlık ziyaretinden sonra dost ve akraba ziyaretlerinde bulunduk ve köydeki faslı bitirdikten sonra sevdası gönüllerde taht kurmuş olan Yanıklı Yaylamıza doğru yola koyulduk. Yol durumuna değinmeden geçemiyecem çünkü yayla yolları diğer yollara göre biraz daha kötü. Güzel köyümün insanları suyu yola bir boru gömüp üzerini kapatarak geçirmek yerine yolu yararak geçirmenin çok daha kolay ! olduğunu görmüş ve öylede yapmış. Tabiiki büyük arabalar için belki problem yok ama küçük araçlar geçerke akla karayı seçiyorlar ve herhalde böyle yaptıkları içinde dua ! etmeden geçmiyorlardır çünkü bu hali görünce dua etmemek elde değil. Ne diyelim mevlam cümlemizi anlayışlı insanlar zümresinden eylesin. Tabii ki köyümüzdeki herkes anlayışsız demek istemiyorum beklide onlarada çözümü anlatılsa onlarda gereklerini yapacaklardır mutlaka ama birilerinin bir şeyler mırıldanması gerekiyor kulaklarına. Buna bir örnek vermek istiyorum Köy içinde gezerken birileri yola suyu koyvermiş ve yol çamur olmuş ve yarılmaya da başlamış baktım ki bunu yapan bizim meşhur şampiyon cazgir Recep AVCI. Çağırdım ve durumu izah ettim yarım saat sonra geri dönerken birde ne göreyim şampiyonumuz boruyu getirmiş ve yolu kazımaya başlamış 1 saatlık bir uğraşıdan sonra boruyu gömdü ve suyuda yolun üzerinden gitmekten kurtardı, yoluda kurtarmış oldu. Beni kırmadığı ve duyarlı davrandığı için burdanda özellikle teşekkür etmek istiyorum. Tüm köylülerimizinde bu duyarlılık içinde hareket etmelerini istirham ediyorum.
Yaylaya çıktıkve eşyalarımızı amcaoğlu Mevlut abinin evine bıraktık ve Düza doğru çıkarak yolda karşılaştıklarımızla bayramlaşıp hasret giderdik. Düzdaki moladan sonra Emin abinin evine gittik ve akşam yemeğine meşhur yiyeceklerimizden, olmazsa olmazlardan havisi ve gevrek siparişi verdik. Akşam yemeğinin ardından Ciko Muhammet ALTUN dede Bursa’ya hasta torununu ziyarete gideceğinden ( Mevlam Fatihe ve tüm hastalarımıza acil şifalar versin) yanına uğradık. Muhabbetin ardından düza çıktık ve baktıkki genç ve orta yaştaki köylülerimiz horon tepmeye başlamış bizde dahil olduk ve güzel bir gece geçirdik. Burdan akordiyoncu kardeşimiz Aydin’a çok teşekkür etmek istiyorum.
Sabah saat 05:30’da kalktım ve 06:00 gibi malları katmikire doğru süren şaşortlarla beraber bende katmikire kadar çıktım ve onlardaki güzel yorgunluğu bende yaşadım. Katmikirde Selaydin Amca ve Emin abiyle bayağı muhabbet ettik yayla ve üç kardeşler hakkında. Bu esnada yaylamızın ve karçal dağının fotoğraflarınıda çekmemek olmazdı ve bende güzel manzaralar çektim.
Öğlenden sonra Özbay hoca, İlyas, Mekselina hoca ve aile bireyleriyle beraber beyaz taşlara kadar çıktık ve orda soğuk sulardan içerek piknik tertipledik. Bildiğiniz üzere eskiden kilometrelerce yolu yaya yürürdük şimdi öylemi tabiî ki öyle değil ta beyaz taşların altına kadar araba yolu yapılmış ve herkes arabasıyla beyaz taşlara ziyarete ve bazgiret yaylasına kadar gidebiliyor. Bunlar teknolojinin nimetleri tabiî ki.
Gezinin ardından saat 21:30 siralarına doğru yayladan ayrılıp kokiberet mahallesine döndük. Yolda dönerken sahrviyentte Celal Amcanın villasina da uğradık ve muhabbet ettik.
Mahalleye döndükten sonra Özbay Hocanın israrlarını kıramadık ve misafir olduk. Saat 00:30’a kadar muhabbet ettik. Tabi bu arada köyün karşısında Yilmaz SEÇKİN abinin kızının kına eğlentisi vardı bizde uzaktan eğlencelerini izledik. Ben gece Atila abinin balkonunda yattım gece köyü dinlemek için. Ama dişarıda yattığımada değdi hani. Bir baktım saat 01:00 aşağıdan sağa dön, sola dön, selam dur komutları geliyor, bir an için duraksadım acaba ben askeremi geldim diye. Doğrulup bakınca Şaban hoca, oğlu Hasan, Derman ve isimlerini bilmediğim birkaç genç talim yapıyorlar gecenin loş işıkları arasında, bende ses çıkarmadan dinledim onları ve ilerleyen saatlere doğru dağıldılar. Derken tam yatıp uyumaya hazırlanıyordum ki uzaklardan yanık yanık müzik sesleri gelmeye başladı gecenin saat 02 sinde baştan birazdan kesilir diye bekledim ama nafile, müzik sesleri sabah ezanına kadar devam etti. Bu meşhür kişiyi çok merak ettim kim diye sonradan öğrendim ki bunu yapan bizim Emin abinin oğlu Selim AVCI’ymiş. Gün içerisinde selimi buldum ve sabaha kadarki olan bedava müzik ziyafetinden dolayı çook teşekkür ettim.
01.09.2011
Sabah kahvaltisini yedikten sonra saat 10:00 dolayında Dgnalvara yoluna koyulduk mosvi (yaban mersini) yemeye eskiden bu dönemlerde dgnalvaraya çıkınca biçilmemiş ot kalmazdı şimdi çıktığımda gördüm ki sadece Bir Casim AVCI birde Tüncer AVCI biçmiş başka kimse otu biçmemeiş ve otlar bel seviyesine kadar olduğu halde yanmıştı. Eskiyle yeniyi karşılaştırınca üzülmemek elde değil . Çünkü eskiden bir karış yer için tatsızlıklar olurdu şimdi herkes bırakmış biçmeyi ne halın varsa gör der misali.
5 kilo kadar mosvi topladıktan sonra mahalleye geri döndük ve saat 13:30 olmuştu. Saat 17:00 dolaylarında köyün karşısında Yilmaz abinin kızının düğünü olduğu için karşıya geçtik. Düğün çok kalabalıktı ve çok kişiyle karşılaştık. Düğün org tülüm ve akordeon eşliğinde Bülent ve Ramazan Düzcan’in sesleriyle çok güzel başladı. Taa ki Saat 21:15 surlarına kadar. Çünkü bu saatten sonra rahmetmi desek felaketmi desek bilemiyorum bir kıyamet koptu sanki. Aniden önce birkaç saniye ceviz büyüklüğü kadar tek tek dolu düşmeye başladı ardından sağanak şeklinde dolu yağmaya başladı öyleki sığınacak yer bulamadık en yakın bir ağaç altı bulduk ve oraya sığındık ama yağan dolu, yaprağı delerek kurşun gibi başımıza ve arkamıza dövercesine vurmaya başladı akabinde oda yetmiyormuş gibi doluyla beraber yağmurda yağmaya başladı ve 15 dakka içinde sırılsıklam olduk ve üstümüzde kuru yer kalmadı. Dolu darbelerinden başıma elimi süremedim üyüştü sanki. Yerler ayağı kapatacak şekilde dolu doluydu. Baktık duracağı yok ağacın altından çıkarak daha iyi dalda bulmak için koşmaya başladık ama dolunun arasından koşmak nafile kah kayarak kah düşerek Polis Kademin evine ulaştık ama her taraf doluydu sonunda bodrumun kapısını açarak içeriye girdik ve yarım saat kadar orda bekledik. Baktık yağmurun duracağı yok bu seferde nasıl olsa ıslandık diyerek yağmur altında eve kadar kah suya batarak kah çamura batarak ulaştık.
Hemen üstümdekileri çıkararak yenileriyle değiştirdim. Biraz ısındıktan sonra salona geçtim ve Doktor Arif AVCI’nın yanına oturdum. Meğerse yağan yağmurda koltuklarda ıslanmış ben farkında değilim, yemeğe çağırdılar kalktım yemek yiyicem baktım yeni değiştirdiğim pantolun arka tarafı ıslanmış dedim bu su nerden geldi ben çok iyi sılıp kurulanmıştım böyle bişey olamaz dememe kalmadan doktor Arif gülme tufanına tutuldu meğer koltuk ıslakmış ben oturunca pantolda ıslandı böyle olunca da farklı yorumlara sebep oldu, acaba diyorum yoksa doktor bana tuzakmı kurdu yoksa, ama olsun buda farklı bir anektot olarak dımaklarımızda yerini almış oldu.
Yalnız bu dolunun yağması olay çok farklı yorumlara sebep olmayacak türden değil çünkü bu dolu ne aşağıdaki mahalleler ne de yaylaya yağmıştı, sadece kokiberet mahallesine yağmış, bence düşünmek isteyenler için bu olayda çok büyük bir ibret var gibi geliyor bana.
Acaba diyorum bu felaket bize bir uyarımıydı dersiniz.!
Yorumu size bırakıyorum.
Bu olaydan sonra herkes çil yavrusu gibi dağıldı bir yerlere ve düğünde bu saat itibariyle bitmiş oldu.
Gece Mevlut abide kaldık, Sabah erken saatte kalkıp kahvaltımızı yaptık ve mevlut abinin yeni dübleks evini turladık. Bu tür esnasında çok süper bir olayla karşılaştık ve hayran kalmamak imkansızdı. Bu Mühteşem olay, Reyhan AVCI’nın oluşturmuş olduğu KÜLTÜR EVİ sergisiydi. Burda dedelerimizden kalma tarihi ve manevi değeri yüksek çok güzel eserler sergilenmişti, başlangıç için harikulade denebilecek türden bir girişim bence. Bu güzel düşüncesinden dolayı Reyhan kardeşimizi en kalbi duygularımla kutluyor başarılarının artarak devam etmesini diliyorum. Dileğim bu eserleri yenileriyle süsleyerek ve artırarak devam eder inşallah. Herkesi bu güzel kültür evini ziyarete davet ediyorum. Mutlaka Köye gittiğinizde bu evi görmeden gitmeyin. Çünkü geçmişten günümüze kadar olan süre bu kültür evinde saklı.
Reyhancım seni kutluyor ve başarılarının artarak devam etmesini diliyorum.
02.09.2011
Bu ziyaretin ardından müdür beyin arabasıyla sabah erkenden yola çıkarak Artvin’e evimize ulaştık. Cuma namazını kıldıktan sonra son bir çarşı turunu daha yaparak Canım annemin yanına döndüm ve akşam muhabbetinden sonra geç saatlerde yatarak cumartesi gününe ulaştık ve saat 12:00’da Bursa arabasına binerek sıladan gurbete yolculuğumuz başlamış oldu, geride sevdiklerimizi bırakarak, aklımıza geldikçe bağrımızda bir şeylerin düğümlendiği sılamızı, atalarımızı geride bırakarak sonbaharda dökülen hazan yaprakları misali hüzünlerimizi göz yaşlarıyla perçinleyerek bir dahaki sefer acaba kim ölü kim sağ diyerek, YA KİSMET diyerek hüzün dalgaları içerisinde Pazar sabahı saat 09:00 dolayında Bursa’ya ulaştık ve nerde kalmıştık der misali kaldığımız yerden koşmaya devam ettik.
Şu fani hayat ne tuhaf sayılı günler geldi geçti ve sanki bunları hiç yaşamadık sanki hiç gitmedik .
Gün gelecek her şey, herkes fani olacak.
O halde gitmeden şu fani alemde hoş bir seda bırakabilirsek ne mutlu bize.
Tüm dertleriniz kum zerrecikleri kadar minnacık olsun.
Saygılarımla.
Bu içerik 484 defa okunmuştur.
Etiketler:
YANIKLIDAN
BAYRAM
İZLENİMLERİM
YANIKLIDAN BAYRAM İZLENİMLERİM bu içeriği Yanikli.Com da ara ...
YANIKLIDAN BAYRAM İZLENİMLERİM bu içeriği Google de ara ...