Yanıklı Köyünde Öğretmen Olmak

Yanıklı Köyünde Öğretmen Olmak

Rahmetli Muzaffer Altun ile başlayarak, Mevlüt Avcı, Kadir Avcı, Mehmet Avcı, Muhammet Avcı, Özkemal Avcı, Selami Altun, Osman Avcı ve Habip Avcı ile devam eden ismi öğretmenler köyü olarak da anılan bir memleketin çocuğuyum ben. Yazı içerisinde belki ismini anmayarak vefasızlık edeceğim isimler olacaktır beni mazur görsünler çünkü bu kad...

25 Kasım 2011, 18:47 tarihinde Hasan Avcı-(İst.) ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 


63 öğretmenin depremde kaybedildiği sözü ile başlamıştır çoğu program söze,( bu arada ben de Van'da öğretmenlik görevini sürdürürken depremde hayatta kalan köyümüzden Emine Gümüş'e de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.) öğretmenlerin gelecek nesillerin eseri olduğu, dünyanın bütün çiçeklerini getirin bana diyen şairin şiirinden alıntılarla süslenerek öğretmenlere hak ettiği değer verilmiyor, şartları iyileştirilmeli diyerek bitirmişlerdir bürokratlar, tv kanalları vs. sözlerini. Artık duymaya alıştığımız ama nihayetinde çok bir şeyin değişmediğini gözlerimizle gördüğümüz hem eleştirilen hem kutsal bir yere konulan öğretmenlik biliyoruz ki ülkemiz insanı için daima güzel anılan bir mesleğin adıdır. Ben hep eskilerin eğitmen sözüne takılı kalırım, kökü terbiyeden gelen eğitimciliği bu nedenle daha çok önemserim. Bu yazıyı, öğretmenlik mesleğine önem verilmiyor, sosyal ve ekonomik şartlarımız düzelmiyor gibi cümlelerle tatsız tuzsuz bir yazı haline getirmeden sadece gönül teline dokunan birkaç anı ve bende kalan öğretmen izlenimler ile yazmaya çalışacağım çünkü önemsiyorum bu mesleği. Dört bir yanı sularla çevrili ülkem gibi dört bir yanımın öğretmenlerle çevrili olduğu bir köyün öğretmen çocuğuyum çünkü.
Rahmetli Muzaffer Altun ile başlayarak, Mevlüt Avcı, Kadir Avcı, Mehmet Avcı, Muhammet Avcı, Özkemal Avcı, Selami Altun, Osman Avcı ve Habip Avcı ile devam eden ismi öğretmenler köyü olarak da anılan bir memleketin çocuğuyum ben. Yazı içerisinde belki ismini anmayarak vefasızlık edeceğim isimler olacaktır beni mazur görsünler çünkü bu kadar öğretmen arasından elbet unuttuklarım olacaktır.
Öncelikle babamın öğretmen oluşu ki köyün merkez mahallesinde öğretmen oluşu o zamanın köyü ve şartları için bize vali çocuğu muamelesi gördürtecek kadar afili bir durumdu. Belki bunun ayrıcalığı ile şımarmış olabiliriz fakat Mevlüt Avcı ile başlayan okul hayatımız akrabalık bağından önce hafif bir korkunun eşliğinde derin bir saygı ile yer etmiştir bizde daima.
Sonbahar ile sararan yapraklar ile muhteşem bir görüntü eşliğinde elinde çantalar ve siyah önlüklerle köy okuluna gidişimiz canlanır daima ve ikizim Özlem’le birlikte büyük bir hevesle oturduğumuz ev ödevleri, yeni şeyleri tanımanın keşfetmenin getirmiş olduğu heyecan eşliğinde, kah Mevlüt öğretmenimle, kah Kadir öğretmenimle, kah Ramazan öğretmenimle adım adım ilerlediğimiz bir filmin kopuk sahneleri var zihnimde dönüp dolaşan. Kışın soğuğunda evden çıkıp okula giden babamın karları yararak okula gidişi, Kadir Öğretmenimin elinde sigarası ile Bağlar Mahallesi’ne,şiir aşkını, öğrencilere ve öğretmenliğe olan aşkı ile birleştiren Muhammet öğretmenin okula gidişleri beliriverir zihnimde karlı bir kış gününde.
Bizi dünyaya hazırlayan, küçücük bir köyden, dağlarla çevrili köyden dünyaya bakmayı öğreten Mevlüt Öğretmenimin sıcacık tebessümü canlanır zihnimde, gümbür gümbür yanan yanan halkanın etrafında toplanan çocukları anımsarım sonra. Şimdi farklı yerlerde olan yaramaz çocukları düşünürüm. Tebeşir ve silgi kokusunun sindiği çocukluğumuza dönerim. Siyah önlüklü Soner’ı anımsarım zaman zaman, fakirlikten gocunmayan elindeki bağ elmasını, cevizi, kestaneyi paylaşan dostlarımı anımsarım. Sıcacık bir bahar günü tüm köy okullarının birleştiği Dnalvara pikniğini anımsarım sonra. Elinde çiçeklerle koşan köy kızlarını, top peşinde koşan saçları sıfıra vurulmuş kırmızı yanaklı bizleri, Ramazan öğretmeni, Muhammet öğretmeni anımsarım orda. Yumurtalarla, pişilerle yaptığımız pikniğin rengârenk, cıvıltılı tadını unutabilir mi insan?
O masalsı dünyanın kapıları ardına kadar açılır sıklıkla zihnimde, gitmek istediğim, hep olmak istediğim yerdir çünkü orası. Hayallerimizin başköşesinde öğretmenlerimizin izleri vardır çünkü. Mevlüt öğretmenimden aldığım saygıyı, Kadir öğretmenimin matematik aşkının arasına kondurduğu esprileri, şiirleri, Selami öğretmenimle başlayan şehir hayatına eklediği kibarlığı, öğretmenlik aşkını anımsarım sıklıkla.
İmam Hatip Lisesi’nde devam eden çocukluk, ergenlik ilk gençlik yıllarımda ismini hayatıma altın harflerle kazıyan hocalarım canlanır sonra. Kılmadığımız namazlar için ağlayan Murathan Çelik’i anımsarım, esprileriyle Dursun Karaaslan’ı, hayatımın mihenk taşlarından Muhammet Ekrem Beyazal’ı, edebiyat aşkımı, kitaplara olan düşkünlüğümü perçinleyen Sema Dalkılıç’ı, önümdeki engelleri yıkmayı öğreten Yaşar Şahinbaş’ı ve daha nicelerini.
Bizler, interneti, cep telefonunu görmeyen, televizyonu kıyısından yakalayan bir nesiliz, Şükür ki hayatı öğretmenlerimizden öğrendik. Eğer bu mesleği bu denli seviyorsam isimlerini saydığım eli öpülesi insanların sayesindedir bu. İstanbul’da bir lisede devam eden öğretmenlik hayatımda, öğrencilerimle diyalog kurma çabalarımda hep bu izlerini görmüşümdür. Başta babam, Mevlüt öğretmenim ve Kadir öğretmenim olmak üzere hayatımda emeği olan tüm hocalarımın elerlinden öpüyorum.

 

 


Bu içerik 363 defa okunmuştur.

Etiketler: Yanıklı Köyünde Öğretmen Olmak 

Yanıklı Köyünde Öğretmen Olmak bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Yanıklı Köyünde Öğretmen Olmak bu içeriği Google de ara ...

Bir Rüyadır Yanıklı Kategorisinin Diğer İçerikleri

GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ