Oturdum bilgisayarın başına, Yanıklı’yı düşündüm; gözlerim kapalı... Şair’in dediği gibi yani... Önce kendimi köye hâkim bir yere oturtmam lazımdı ki, köyü tamamen göreyim ve hiçbir ayrıntı kaçmasın. İkindi taşının üzeri dedim, olmadı, Orkahiyentin başı dedim, yok, yok orası da artık her yere hâkim değil. Katmikirin tepesi beni kesmedi. Tamam, buldum; en güzel yer Samsarenin üstü..Cevat Ağanın evinin yanı. Hemen her şeyi oradan izleyebiliyorum.
Bir mevsim seçmeliyim.Yaz.Olabilir,ama ya ilkbahar...Yok, güz olsun.Yok yok,en iyisi kış olmalı.Kış durgunluğuyla sesler ve görüntüler daha net.Evet,mevsim kış ve aylardan Ocak..Uzandım kış güneşinin verdiği sıcaklıkla seyre koyuldum.Hava güneşli;yaz gitmem diyor,kış gelebilirim diye fısıldıyor.işte öyle bir gün.Çünkü Yanıklı beşinci mevsimini yaşıyor. Millet tatlı bir telaş içinde. Baraka’nın önü kalabalık değil. Aslında köy bile seyrelmiş. Bırakın evleri, mahalleler bile boşanmış. Yalnız Hasan dayı, Hafit Ağa’ya bir şeyler anlatıyor. Sanırım öğle namazı için İsrafil Hoca ezan okumak üzere. Selim Dayı da sigarasını bitirmek üzere. Herkes işinde gücünde olduğu için namaza gelen pek az. Bekçi Selahattin’in Carmamul’dan Zahide’m türküsü duyuluyor. Bir motor sesi,yorgunmu yorgun...Tanıdım bu sesi:Nusret ağanın motoru.,Belesin’den birisi geliyor, yavaş adımlarla bu Ensar Ağa olabilir. Hasan Hoca ile Recep Ağa kestanenin dibinde koyu sohbete dalmışlar. Mevlüt Hoca bu aralar köyde değil besbelli. Ha ötelerden namaza yetişmek için bir- iki ihtiyar daha geliyorlar, bunlar Talip Ağayla, Osman Ağa olmalılar. Çetin de ‘Unuttum Market’ini açmış, namaz sonrası evine döneceklere, çaya, tuza ihtiyaç duyanlara hizmet hazırlığında. Zekerya usta görünürde yok, atölyenin de dumanı tütmüyor. Belli ki rahatsızdır. Ali Osman da Velat’a değirmene çıkmış olmalı. Ortalıkta bir de Zaferin köpekleri dolaşıyorlar. Caminin önünde Resulun minibüsü var. O da sırası olmadığından Artvin’e gitmemiş. Köyün okulu kapalı olduğundan paydos zili de çalmıyor. Artık marketin kapısına doluşan o cıvıldaşan çocuklar yok. Kahvehane çalıştırılmadığından uzak mahallelerden gelenler de yok. Cuma olsaydı, Kokiberet’ten inenler olurdu.Güneyce’den, Bağlar’dan ve Dudbiyet’ten de kimseler gözüme çarpmıyor.Ha aşağıdan bir iş makinesi geliyor, Galiba yolları temizleyecek, Greyderin önünde Hüseyin Oral var. Her halde insanlar kar yağmadığından baharın yapacakları işleri öne alıp çalışmaktalar. Kasımda yağan kar kurumuş, Toprak nerdeyse yeşerecek. Derenin sesi de gür çıkıyor. Artık eskisi gibi kimse hayvanlarını sulamak için dereye getirmiyor. Çevrede nekerini, çalısını, çalasını getiren yok. Herkesin otu bol. Odunu kapıda, unu ambarında. Bir ellerinde televizyonun kumandaları, diğer ellerinde telefonlar. Yaz gibi sudan bahanelerle birbirleriyle tartışan yok. Hava soğuk fakat gönüller sıcak. Köyde barışın en güzel yaşandığı anlardır şimdi.
Köye bakarken birçok evin ocağının tütmediği gözümden kaçmıyor. Köyün en yalın ve yalnız hali. Yol açık, telefon ve elektrik var. Yarından sonra yine bir kıpırdanma olacak köyde. Karne tatiline gelenler köyün bu sessizliğini bozacaklar. Köye az da olsa bir canlılık katacaklar. Hozabir de sessizliğe gömülmüş. Açık evlerde bir nene, bir dede kalmış, baharın veya harman zamanı gelecek gurbetçilerinin günlerini saymaktalar. Köy, eskisi gibi güç yaşanan bir yer olmaktan çıkmış, İletişim, ulaşım ve teknolojik donanımlar insan yaşamına girmiş ama bu kez de köyde insan kalmamış. Devletin şefkatli hizmet eli, her yurttaşının omzunda.
İşte bu ahval içindeyim. Biraz uzandım ve gözlerimi yumdum, köyümü düşündüm; gördüklerimi sizlerle paylaştım. Aslında çok şey gördüm de, yazacak vaktim bitti ve sizleri de yormak istemedim. Selam sana güzel köyüm.
Bu içerik 308 defa okunmuştur.
Etiketler:
Yanıklı'yı
Düşünüyorum
Gözlerim
Kapalı
Yanıklı'yı Düşünüyorum. Gözlerim Kapalı bu içeriği Yanikli.Com da ara ...
Yanıklı'yı Düşünüyorum. Gözlerim Kapalı bu içeriği Google de ara ...