Haziran mevsiminin sonlarındayız. Kirazlar çiçek açmış, mısırlar boy vermiştir artık. Kışla birlikte gerekli enerji ve suyu bulan ormanlar, çayırlar, çiçekler yeşilin tüm tonlarıyla gözler önündedir ve biz biliriz ki o yeşil Yanıklılı’nın kalbindeki güzelliğin doğaya yansımasıdır.
Köyün her evinde farklı bir telaş. Dört gözle beklediğimiz, yayla mevsimi tekrar gelip çalmıştır kapımızı. Barhanalar hazırlanıyor. Bayramlık günleri için hazırlanmış kıyafetler çantanın en özel yerine konuluyor. O zamanlar yol yok yaylaya kadar. Yükler omuzda hayvanlar önde, mutluluğa giden göç başlıyor. Omuzlarda taşınan yükler neden onca ağırlığına rağmen bu kadar hafif bilir misiniz? Söz konusu yayla ise ve yaylada bekleyen yavuklu var ise Yanıklı’nın yiğidine yük mü dayanır, değil elli kilo beş yüz kilo olsa ne yazar.
Uzun yolculuğun kısa haritası var karşımızda: Önce Sahruyent’ta Emin Amca’nın çayını içecek, sonra Zekeriya Amca’nın oğlu Ahmet Abi’nın.(Mekânları Cennet olsun) balından yiyeceksin. Abdul Amca’nın evinin önünden geçip Virisagorav’da sigara molası vereceksin. Daha sonra Şaşukart’ın ömre ömür katan suyundan içeceksin. Ver elini Kurçhalat. Çantadan çıkardığın pastayı, keteleri yiyerek yeşil düzlükte biraz dinleneceksin. Ha gayret az kaldı Yayla’nın duman tüten evleri göründü. İşin en zor kısmı burada her adımı attıkça Yayla biraz daha uzaklaşıyor. Biliyorsun ki Yaylada insanlar çoktan eğlenceye koyulmuş ama sen hala çıkamıyorsun. Kurçhalat ve Yayla arasındaki mesafe bu nedenle çok uzun gelmiştir bana. Sizi köyün ufak çocukları yaylanın hemen girişindeki kayalıklarda karşılayacak ve belki de en yakın akrabanıza müjdeleyecektir gelişinizi.
Yanıklı’nın bayramı gelmiştir. Akra. Herkeste farklı bir heyecan köyün değişik yerlerinde birbirlerini senede bir ya da iki defa görebilen insanlar aynı sevgi ve heyecanla ellerini bağlamışlardır oyuna. Moklit’tan Nuri Amca ile oğlu Hasan, Dudubet’tan şoför Asım Amca, Samcğare’dan Yılmaz, İşhliyent’tan o zamanın genç muavini Cengiz Abi, Cercat’tan Vahit Abi, Zubiyent’tan Bekçi Selahattin Dayı ve yeğeni Ferman, Koriyent’tan Dükancı Habip Abi, Mankaho’dan Recep Ali Abi, Gogberet’tan Gencoğlu Doktor Mehmet ve Akordiyonda Nebi Abi… Burası bütün dertlerin kederlerin bittiği yer. Burası Yanıklı yaylasındaki toprak alan. Oyuna başlandı mı bir kere Dnalvara’da kalkacak ot varmış, eve yakacak odun lazımmış, tarlada su sırası varmış hepsi unutulmuştur. Akordeon eşliğinde tüm senenin getirmiş olduğu yorgunluğun boşaltılması zamanı gelmiştir.
Çalın akardiyonu, basın gıcını ki yaylanın en köşesindeki evler duysun bu çağrıyı.
Köyün gençleri sevdalarını ve hünerlerini oyunlarında gösterirler. İyi oynayamayanlar ise gece karanlıkta kimsenin göremeyeceği zaman meydana çıkıp oyun öğrenmeye çalışırlardı(Ben ve Bilgehan da bu grubun baş üyesiyiz). Yılın hasreti ve yorgunluğu bu alanda son bulurdu. Köyün genç delikanlıları ve kızları bilirdi ki burada aşklarını doya doya yaşayacaklar, yayla evlerinin balkonlarındaki sevdalıklarına kaçamak bakışlar atacak,onu oynarken seyredecek ve bilecek ki sevdiği en güzel manisini kendisi için söyleyecektir. Dışarı çıkamayanlar ise evin cicinalarından seyredecektir sevdiğini.
Teknolojinin henüz Yayla’ya girmediği zamanlardayız. Her evde isli lambalar var ve insanlar günün yorgunluğunu atmak için evlere çekilmişlerdir. Tek oda bir de Maran. Yanından geçseniz uyuyan birinin konuşmalarını ve horultusunu işiteceğiniz evler bunlar. İçine nasıl bu kadar insan sığıyor diye sorduğumuz ve daha sonra “gönüllerin sığdığı yere bedenler de sığar” sözüyle cevap bulduğumuz evler. Küçük insanların büyük mutluluklar yaşadığı evler.
Kiminin evinden köyden getirilmiş taze mısır, patates, fasulye kokusu yükselir, kimininkinden Gevrek kokusu
Sabah gün ağarmadan eşek, inek, koyun sesleri ile gün başlar. Nahırcılar azıklarını alır gidilecek yeri belirledikten sonra harekete geçerler. Koyunlar ayrı nahırcısı olduğundan onlar da “davari koverun,davari koverun!” nidaları ile yayla evleri arasında turlarlar.
Yayladaki en güzel zaman olarak nitelendirdiğim an köylülerin düzenli sıralar halinde hayvanları belirlenen yere doğru sürmeleri vaktidir. Burası kah Hozbirul, kah şuvagora,kâh samerçhel dere olurdu. Adeta düğüne giden bir konvoy oluşurdu her sabah. Bıraksan sabah 11- 12 lere kadar uyuyacak gençler nedense sabahın köründe rençber kesilip hayvanları sürmek için birbirleriyle yarışırlardı. Çünkü Yevmiye* zamanı gelmiştir. Sevdiğiyle birlikte hayvanların eşliğinde bir yolculuk ve belki de dönüşte küçük de olsa konuşma fırsatı işin en zevkli kısmıdır. Hayvanları süren insanlar arasında küçük ve tatlı bir rekabet vardır. Gidilecek yere önce kim varırsa yarışı kazanmış bir atlet edasıyla dönmektedir ve sizlere “nasıl geçtim sizi” dercesine bakmaktadır. O hayvanları bırakmıştır ama siz tembelliğinizden yolun daha yarısına bile varamamışsınızdır. Olsun be sevdiğin o konvoy içerisinde olduktan sonra ne çıkar.
Bu vakitlerde seyrine doyum olmaz bulut denizi eşlik etmektedir sizlere. Adeta bulutlar üstünde kurulmuş bir medeniyet hissi uyandırır sizlerde bu beyaz deniz. Sadece gökyüzü ve siz varsınızdır o an. Köyümüz bulutlar altında kaybolmuştur çünkü.
Hayvanları sürdükten sonra sıcak süt ve taze kaymak ile Muhragul eşliğinde bir kahvaltıyı hak etmişsinizdir. Balkona çıkıp elindeki çayı Yalnızçam Dağları manzarasında yudumlayacak, kapı komşularına laf atacak ve sigarayı keyifle çekeceksin; bu gönül başka ne isteyebilir ki bu dünyadan diye düşünerek.
Evde su bittiyse eline güğümleri, bidonları alıp suya gidecek ve suda sıra bekleyen insanlarla muhabbet ederek, laf atarak belki de kurnazlık edip ön taraflara geçmeye çalışacaksın. Eve döndüğünde sevdiğinin elinde güğümlerle suya gittiğini görecek ve fırsat bu fırsat deyip evdekilerin şaşkın bakışları arasında dolu güğümleri boşaltıp tekrar suya gideceksin. Aşk bu insana neler yaptırmıyor ki.
Benim için YaylaTutya demekti. İsmini köyümüzün kadınlarına veren bu çiçekte saklıdır Yayla. Sevdiklerinizle çıktığınız Beyaz Taşlar gezisinde toplayıp kokusunu günlerce üstünüzde hissettiğiniz Tutya kokusudur Yayla.
İş yorgunluğu, trafik derken evinize vardığınız stresli bir gün sonrası uzun zamandır girmediğiniz odaya girecek ve karşınızda gördüğünüz Tutya’nın kokusunu soludukça tekrar tekrar yaşayacaksınız Yayla’yı. Kiminin odasında, kiminin sandığında, kiminin arabasında, kiminin mutfağında, kiminin vitrininde asılı duran Tutya, kendisine has kokusuyla sizi tekrardan yaylaya götürecektir
Kâh Katmigir’dan Üçkardeşlere bakacak, kâh Dolumli Cğarao’dan su içecek, kâh Ziyarette uykuya dalacak, kâh Saburtya’da top koşturacak, kah Sakuri Sirtta çay içecek, kâh elinizdeki Tutyalarla evinize koşacaksınız. O koku o anları size an be an yaşatacak ve siz de bir sonraki yazın hayaliyle kendinizi avutacaksınızdır.
Tutya’nın kokusunu içinize çektikçe hasretiniz o denli artacaktır. Ama Tutya tüm güzelliği, kokusu ve sıcaklığıyla sizi sarıp sarmalayacaktır.
. Tutya’ya o kokuyu ve rengi veren Rabbimiz, yıllarca soldurmadığın Tutyalar gibi kalbimizdeki Yanıklı sıcaklığını ve sevgisini de söndürme.
Hasan AVCI
19.02.2008
İstanbul
* Yevmiye: köy gençlerinin sevdiklerini her görüşü defterlerine yazılmış bir yevmiyedir
Bu içerik 244 defa okunmuştur.
Etiketler:
Tutya
Tutya bu içeriği Yanikli.Com da ara ...
Tutya bu içeriği Google de ara ...