Kardeşlerimizle bir araya geldiğimiz bir İstanbul akşamında köyümüzü andık. Mazimizi, bizi biz yapan şeyleri hatırladık kah güldük kah hüzünlendik yine. Sohbetin bir yerinde küçükken oynadığımız oyunları hatırladık. O kadar çok oyunumuz varmış ki hatırlayınca şimdinin çocuk oyunlarıyla kıyasladım. Bir şeyler karalamak geldi içimden. Hani hep büyüklerimiz derler ya “yeni nesil çok şanslı.” Galiba asıl şanslı olan bizlerdik. Şimdinin çocukları bu güzel oyunlardan mahrum maalesef.
Çocuktuk, saftık, içimiz gibi yüzümüz de tertemizdi. Bizim uzun asfaltlarımız, lunaparklarımız, atari salonlarımız, geniş futbol sahalarımız yoktu. Küçücük dünyamızda kurduğumuz büyük oyunlarımız vardı. Şiddet yoktu içinde, kan yoktu, kavga yoktu. Sıcacık gülüşler, yaramaz sevinçler vardı oyunlarımızda. Tabancalarımız bile tahtadandı.
Koco oynardık. Herkesin elinde bir değnek ortada bir tahta. Deliği kapamayan ortada kalır bolca koşardı köylü ağzıyla segidirdi.
Bila oynardık. Böylesine keyifli bir oyun var mıdır bile miyorum. Ben hiçbir bilgisayar oyunundan bu tadı alamadım zira.
Tarlaya giden su arklarında küçük çıbuklarla gemiler yapar yarıştırırdı.
Tapla’nın, Şorva’nın dibinde yere düşen armutları toplar armut savaşı yapardık. Tabi akşam eve kafamızdaki şişlerle dönerdik.
Kızlar çizgi oynardı. Mektup, kare çizgi. Birler, ikiler, tek ayak…
Dom oynardık. Ortada küçük çubuklar durur, bir grup elbisenin içinde sakladığı dolma diğer guruptakileri vurmaya çalışır, diğer gurubun üyeleriyse vurulmadan çubukları üst üste yığmaya çalışırdı.
Beden derslerinin vazgeçilmez oyunlar vardı bir de. Mendil kapmacamız vardı. Ebe ortada durur iki gruptan birer kişi koşarak mendili kapmaya çalışır kapan kaptırana vurulmazsa alkışlar arasında grubuna dönerdi.
Gözlerimin önüne bir film gibi serilen bir oyun daha var. Güzel bir sonbahar gününde dedemin okulun hemen yanındaki çayırındayız. Kimler yok ki okulda. Arif, Alparslan, Cemile Abla, Soner, Hamit, Selim, Altan, Arzu Abla, Necla, Nurdan Abla, Özlem, Elif, Fatma, Ayşe Abla, Hasanlar(Büyük, Orta ve Küçük olmak üzere üç Hasan Avcı aynı dönemde bir aradaydık), Kazım, Nurettin, Muhammet, Engin, Cemil, Cengiz ve ismini sayamadıklarım. İki grup karşılıklı durur, eller sımsıkı bağlanarak açılırdık. İlk grup bağırırdı. “Menekşe mendil düşe, bizden size kime düşe!” diğer grup bir arkadaşımızın ismini söylerdi. O koşa koşa gelip bağlı elleri açmaya çalışırdı. Açamazsa o grubun elamanı olurdu.
Benimle aynı dönemde olan arkadaşlarımın ve bizden öncekilerin büyük bir hasret ve tebessümle hatırlayacağı oyunlar bunlar.
Şimdinin çocuklarının oyun dedikleri şeyler, msn, chat, kanter vs. tamamen bilgisayara odaklanmış şeyler, bırakın bir şeyler kazandırmayı gerek sosyal gerek ahlaki anlamda çok şeyler götürmekte. Anne babalar eğer çocuklarına iyilik yapmak istiyorlarsa onlara cep telefonu ve bilgisayar almak yerine yaz tatilinde köylerine götürüp çocukken oynadıkları oyunları tekrardan birlikte çocuklarıyla oynasınlar.
“Menekşe mendil düşe, bizden size kim düşe?”
İstanbul’dan size düşen sıcacık sevgimiz olsun…
Bu içerik 500 defa okunmuştur.
Etiketler:
Menekşe
Mendil
Düşe
Menekşe Mendil Düşe bu içeriği Yanikli.Com da ara ...
Menekşe Mendil Düşe bu içeriği Google de ara ...