İşte Biz O Gün Tükeneceğiz

Hızla tüketiyoruz zamanı Bir bir geride kalıyor güzel diye gülüp geçtiğimiz, acısına gözyaşı döktüğümüz anlar. Varlığıyla bahtiyar, yokluğuyla mahzun olduklarımız, sevdiklerimiz, hasret çektiklerimiz, acısını kalbimizde duyduklarımız...

12 Ocak 2011, 01:34 tarihinde Hasan Avcı-(İst.) ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

Hızla tüketiyoruz zamanı… Bir bir geride kalıyor güzel diye gülüp geçtiğimiz, acısına gözyaşı döktüğümüz anlar. Varlığıyla bahtiyar, yokluğuyla mahzun olduklarımız, sevdiklerimiz, hasret çektiklerimiz, acısını kalbimizde duyduklarımız… Hepsi geçmişin siyah beyaz penceresinden bize el sallıyor. Bize de eskiye hasret duymak, “ah nerde kaldı o günler” diye hayıflanmak kalıyor.
Nerde kaldı Kohlarda sabahlamalar, ayılar tarlayı basmasın diye teneke çalmalar, ayının vereceği zararın yarısı kadar mısır yiyerek sabahlamalar…
Nerde kaldı zarla gübre; tuşiyla ot taşımlar, zviniya çalı asmalar, neker kesmeler…
Nerde köy camisinin çıkışındaki bayramlaşmalar, 27 Şubat’la gelen eğlenceler, yılbaşında kapımıza gelen istekçiler, Resul Amca’nın kornalarla müjdelediği sevdiklerimizin uzaklardan gelişi…
Nerde kaldı Dnalvara’nın düzündeki yapılan maçlar, okulun bahçesinde oynan mendil kapmacalar, domlar, kocolar, köy camisinin arkasında oynanan çizgiler, koçivara da sallanmalar, Tapla’nın, Şorva’nın, Muna’nın düzündeki armut savaşları…
Nerde kaldı Casım Dede’nin camiye gidişleri, Vezni Dede’nin şakaları, Hasan Dede’nin gözlerini oynatarak bizi korkutmaları, Koço Dede’nin atışmaları, İsmel Dede’nin bastonuyla yürümeleri, Dursun Dede’nin hocalıkları, Zekeriya Amca’nın tadına doyulmaz sohbetleri, Selim Amca’nın Alot’tan gelişleri,
Nerde kaldı bayramda mezarlıklara konulan şekerler,Yakup Amcamın Küçük dükkânında elli kuruşa verdiği helvalar, bayram günü kokan pişilar, kışın yapılan candillar, ırgatlarda yapılan çalkalamalar, düğünlerdeki sütlaşlar…
Nerde kaldı isli lambalar altında –ki bir de lüküs vardı bazen onu yakardık o da adı gibi bize lüküstü zaten- yapılan, olmazsa olmazımız çay ve pormaya atılan bazen kestane bazen patates bazen panda armutla güzelleşen muhabbetler,
Nerde kaldı arunaların toprağı delip geçerken topraktan çıkan micivaşlaların, dallardan düşen ğveli sacuravaların, giriştavaların, bumbulaların, kokomcavaların,telaharşıların, dondoloların tadı…
Nerde kaldı Aprilla gelen beriçuçalar, Hozahima turşuları, Pancar çorbaları..
Nerde kaldı Kiraz ayına denk gelen oruçlar, iftar vakti elimizde güğümlerle Natelehev’dan gelen soğuk sular, bir Kalaco bir Harşo ile açılan iftarlar, Mevlüt Hocamızın arkasında kılınan teravihler…
Nerde kaldı kışın kar üstünde yapılan maçlar, hızekla kaymalar, okula yol açmalar, hipi kar üstünde gezmeler…
Nerde kaldı, ilk kez televizyonu görüşümüz; ekrandan geçen karıncaları bile merakla izleyişimiz, televizyondakileri gerçek zannedip yüzünü kapatan ninelerimizin adabı.

Nerde kaldı ruhumuz, çocukluğumuz, okula ilk gidişimiz, otla yaptığımız ilk horonumuz, sırtımızda ilk kez küçük bir horon ot taşıyışımız, yaylaya ilk çıkışımız, ilk kicinamız, ilk atabarı oynayışımız, ilk aşkımız, ilk tırpan çekişimiz ve babamızın Baraka’dan getirdiği şimdinin en ala spor ayakkabılarına beş basan, yastık altında sakladığımız lastik ayakkabılarımız…

Her giden ardında bir şeyler bırakıp gidiyor, bizi hüzünlendiren şeylere baktığımızda anlıyoruz ki aslında nerde kaldı diye hayıflandıklarımız bizden bir şeyler alıp götürmüştür. Ve biliyoruz ki geçmiş bir daha olmayacak, geçmişin doğallığının geri gelemeyecek olması ve yavaş yavaş eskidiğimiz düşüncesi yaralıyor bizi.

Nerde diye sorar olduk birbirimize, eski dostluklar, eski muhabbetler. Geri gelir mi özlemini duyduğumuz şen kahkahalar, hayatı ciddiye almadan geçirdiğimiz günler.

Biliyoruz ki geçmişimizde nerde diye sorduğumuz ve cevabını bulamadığımız her şey yavaş yavaş hayatımızdan bir şeyler eksiltmekte, yavaş yavaş tüketmektedir bizi…
Biliyoruz ki tükenen geçmişle birlikte biz de hayatımızdan bir parça koparıp eksiliyoruz ve sonunda şairin dediği gibi elde küçük hüzünler kalıyor.
Her yaz başında büyük sevinçlerle vardığımız köyümüzden dönerken düşünmez miyiz acaba: “belki bu anamızı, babamızı, dedemizi ve ya nenemizi son görüşümüz olabilir. “ ve bunun getirdiği hüznün buğusu gelip dayanmaz mı gözlerimize?
Evet, suların, yemeklerin, meyvaların tadı biraz değişmedi mi sizce de? Neden köyü düşünürken hep eskiyi yâd ediyoruz. Yoksa o eski hazzı alamıyor muyuz yaşamımızdan. Köyün güzellikleri siyah beyaz fotoğraflarda mı kaldı acaba?
Her tükenen eksilen şeyler gibi bizde yavaş yavaş tükeniyor muyuz?
Biliyorum ki Yanıklı’ya dair anlatacak, özleyecek , sevinecek, üzülecek yazacak şeyler bittiğinde işte biz o gün tükenmiş olacağız…

 


Bu içerik 361 defa okunmuştur.

Etiketler: İşte Biz O Gün Tükeneceğiz 

İşte Biz O Gün Tükeneceğiz bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

İşte Biz O Gün Tükeneceğiz bu içeriği Google de ara ...

Bir Rüyadır Yanıklı Kategorisinin Diğer İçerikleri

GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ