O'nu anlatabilmek ve ve anlayabilmek için sünnetine sıkı sıkı sarılmak gerekiyor. Hani bol bol tuz yiyip rüyasında şarıl şarıl akan sular gören adam misali bizimde Efendimizi o denli sevip istememiz gerekiyor. Şairlerimizden O'nun sevgisini yürekten hissedenler en güzel şiirlerini Efendimiz(SAV) için yazmışlar. bunlardan Bayrak şairi Arif Nihat Asya'nın aşk ve sevgi dolu Naatını sizlerle paylaşmak istiyorum. biliyorsanız bile tekrar tekrar okuyup O'na şu zamanda ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu anlamamız gerektiğini görelim.
NAAT
Seccaden kumlardı.
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!
Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “âmin”.
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı.
Kapına gelenler ya Muhammed,
— uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Âminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi.
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi!
Günler ne günlerdi, ya
Muhammed!
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında,
Abdullah’ın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetin göz bebeği
Göklerin resulüydün.
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan;
Medine’ye göçerdin.
Biz,
Bu dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed!
Yeryüzünde riya, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“ebu leheb öldü” diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya Muhammed!
Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi ey nebi!
Adına alışkın dudaklarımız.
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız
Kabene siyahlar
Yakışmamıştır ya Muhammed!
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur; Kaf dağında derebeyi.
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği.
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi.
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya Muhammed yarına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdemoğullarına...
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi taiftir, kimi hayberdir...
Fethedemedik ya Muhammed
Senelerdir...
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği.
Bayram yaptı yabanlar
Semave’yi boşaltıp;
Save’yi dolduranlar
Atını hendeklerden – bir atlayışta –
Aşırdı aşıranlar.
Ağlasın yesrib!
Ağlasın Selmanlar...
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti ey nebi!
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Âminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Ne oldu ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar.
Uçsuz bucaksız çöllerde
Yine izler gelenlerin;
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada
Ne suda, ne yerdeydi
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi
Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
Şu yuva ki bilinmez;
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi?
Kumru mu?
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?
Ey abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran uyusun çöllerin,
Ilık kumlarıyla örtülü.
Dinleyene hala
Çöller ses verir.
Yaleyl, susar,
Uğultular gelir...
Mersiye okur uhud,
Kaside söyler bedir;
Sen de bir hac günü
Başta Muhammed, yanında
Ebu Bekir,
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
Destan yap ey şehir!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Âminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya Muhammed yarına!
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdemoğullarına...
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun kur’anlar.
Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osmanlar...
Natını galib yazsın, mevlidini
Süleymanlar.
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinanlar.
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel ey Muhammed!
Bahardır
Dudaklar ardında saklı
“âmin”lerimiz vardır.
Hacdan döner gibi gel.
Miraçtan iner gibi gel.
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanat, cibril kanat,
Nisan kanat, bahar kanat;
Ayetlerini ezber bilen,
Yapraklar kanat...
Açılsın göklerin kapıları
Açılsın perdeler, kat kat.
Çöllere dökülsün yıldızlar,
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar.
Çöl gecelerinden yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i Habeşi sustuysa;
Ezanlarını davud okusun!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Âminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Bu içerik 344 defa okunmuştur.
Etiketler:
Efendimize
Naat
Efendimize Naat bu içeriği Yanikli.Com da ara ...
Efendimize Naat bu içeriği Google de ara ...