| |||
![]() Dünyaya Şenlik Yanıklımız Varİşte bu şenliklerde sizin bir çocuğunuz, artık onsuz bir hayat düşünemezsiniz. Düşünseniz bile o hayat ancak Yanıklısız bir hayat olacaktır. Yanıklısız bir hayat da pirinçsiz pilav mıdır, yumurtasız omlet mi orasına siz karar verin....30 Aralık 2010, 00:57 tarihinde Miraç Avcı ekledi.
Yanıklı Köyü... Koca bir Dünya'da bir virgül büyüklüğünde olan Türkiye'nin nokta kadar köyü... İnsanları var, her biri Türkiye'nin hatta dünya'nın başka bir yerinde…Coğrafi olarak Dünya’yla yaşıt ama kaç yüzyıldır insanlara ev sahipliği yapıyor bilinmez.. En azından ben hatırlıyorum; bu naciz köy yüzlerce insana rızkını verebilecek kadar büyük ve bereketli bir yerdi… İsteyen odunuyla, isteyen mısırıyla, isteyen ğhapasıyla götürürdü rızkını evine. Çeşit çeşit insan vardı. Her evin bacası tüterdi. Nereye gitsek sıcak bir karşılama… Şehir yabancılığı işlememişti yüreğimize… Evlerimiz ahşabın doğallığıyla ısınırdı. Yeşil her bir yerine sinmişti köyümün. Yaylası vardı, yazın insanlara temiz hava aldıran, dağın temiz havasını. Okulu bizi okutur, camisi ruhumuzu besler, tarlaları karnımızı doyurur, suyu yıkardı içimizi dışımızı. Kısacası köy her şeyiyle yeterdi biz köylülere. Yeterdi de artardı bile, köyde olmayan yakınlarımıza bile giderdi nimetleri, o derece. Ama hiç bir şeyde olduğu gibi köyümüzün ömrü de sonsuz değildi. Kimilerine yetmeyecekti artık, ya suyu, ya ekmeği, ya havası, bereketi… Suçlu sanmayın köyü, köy sadece bir kurban. Küreselleşen dünyanın kurbanı yerel köyümüz.. Artık 1900’lü 1950’li yıllarda değil dünya. Artık köyün ormanı veremiyor bize rızkımızı. Başka bir kapıya gidiyoruz. O kapıda şehre açılıyor. Şehir dediğin de 1900’lerin şehri değil. Senden uzmanlık istiyor, toplama çıkarma bilmek yetmiyor. Uzmanlık içinde ilkokul eğitimi yeterli değil. Üniversite lazım. Üniversite de köyümüzde yok malum, birkaç şehirde var. Uzmanlık gerektirmeyen işler de gene şehirde. Hangi şekilde olursa olsun, kimileri köyünden kopuyor ister istemez. Kimi tek başına kopuyor kimi ailecek. Vesselam köye umut bağlayanlar azalıyor. Köy onlar için artık bir hayal oluyor, kavuşmayı bekleyen bir sevgili ya da. Yıldan yıla görülen, hasret giderilen. Fakat bir sorun var. Hala köye umut bağlayan amcalarımız, halalarımız, nene-dedelerimiz var. Onların olmadığı zamanlar da gelecek maalesef. O zaman ne olacak köy kurtlara mı teslim edilecek. Malum köy gençlerimize yaz ayı dışında hitap edemiyor, o da büyüklerimizin öncülüğünde. Büyükler biz olduğumuz da yarınlarda öyle bir işlevi de kalmayacak köyün. Unutulup gidecek. Normali de bu zaten değil mi? Köy de hayat yok, Bursa’nın Heykel’i, İstanbul’un Taksim’i, Ankara’nın Kızılay’ı, İzmir’in Saat Kulesi vs. nireee Yanıklı’nın Ogeça’sı, Yayla’nın Düzü nire… Aşırı sosyallik öyle bir işlemiş ki kanımıza, tanımadığımız insanlarla dolu olan kafelerden başkası kesmiyor iştahımızı. Malum köyde bunların hiç biri yok. Ben de dahil, gençlerimizde anne-babalarımız gibi köy geçmişi de fazla olmadığı için silinmesi de çok zor olmayacak izlerinin. Dolayısıyla köyü gençlerimizin hafızasına, kalbine silinmez harflerle kazımak gerekiyor. Köyün neden önemli olduğunu hissettirmek gerekiyor. Yoksa iddia ediyorum 20 yıl sonra köy sevdiklerimizin mezarını ziyaret etmek için gelinen yerden başkası olmayacak. İnsanın geçmişi nerdeyse rüyaları da ordadır. Hayatını İstanbul’un Taksim’inde geçiren bir insanın rüyası da pek farklı olmayacaktır. Eminim Cevri dedem her gün rüyama girse ve her gün sorsam “Dede, nerde yaşamak istersin” diye, her gün vereceği cevap köy olacaktır. Çünkü onun beşiği köydür. Her insan nasıl toprak denen beşiğine dönme içgüdüsüyle yaşıyorsa, insanın doğduğu ve büyüdüğü yer de öyledir. Öte taraftan ilgisini cezp etmeyen yer ne kadar değerli olursa olsun, bir anlamı yok… Cevri Dede’ye, Yusuf Dede’ye, Türkez Nene’ye, Muhsine Nene’ye, Cemal Dede’ye, Şaban Amca’ya, Mevlüt Amca’ya gidip sorun; “sana 100 milyar maaş vericez ama gidip İstanbul - Nişantaşı’nda yaşayacaksın” diye. Cevabı ne olur hepsinin belli. Lafı çok dolandırdım biliyorum ama buralardan dolanmasaydık, bu paragrafa geliş amacımızı bilmeyecektik. Onun için gerekliydi. Şimdi birkaç iyi adam Yanıklı.com diye bir siteyle uğraşıyor. O kadar yazı yazıyor, paylaşım yapıyor, koşuşturuyor. Cebine 5 kuruş para girmiyor. Peki amaçları ne bu bir-kaç iyi adamın? Köy’ü biz eski köylülere hatırlatmak. Öyle ya biz eskiden köylüydük. Şimdi şehirli olduk. Artık küresel yaşıyoruz. Köy ikinci planda. Amerika’da, AB ülkelerinde, Rusya’da, Çin’de olanlardan haberdarız ama köy hakkında ne biliyoruz. Çok şey biliyoruz diyorsunuz, duyuyorum. Peki hangi merci aracılığıyla? Yanıklı.com aracılığıyla. Bugüne kadar kaç kere nasip olmuştur böyle 900 kişilik bir Yanıklı konsensüsü? Kaç kere gerçekleşmiştir bu çapta bir Yanıklı hakkında bilgi alışverişi? İşte Yanıklı.com’un işlevi budur. Facebook, Twitter, Youtube’un milyonlarca müşterisi olabilir ama hiç birinin böyle kutsal bir ödevi olduğunu düşünmüyorum. Kutsal bunun neresinde diyorsanız hatırlatayım. Bu siteye üye olanlardan kaçının kökü bu köyde değil? Hal böyleyken kendisini bilmeyen, her şeyi bilse ne olur. Kendini bilmenin yolu toprağını tanımaktan geçmiyor mu? Toprağımız neresi? Gene Yanıklı… Her yol Yanıklı’ya çıkıyor. Madem her yol Yanıklı’ya çıkıyor, biz niye kendimizi çıkmaz sokaklara sokuyoruz. Destek olalım. Bildiğimiz ne varsa bildirelim köyle ilgili. Görüyoruz bizim çok uyuşuk devletimiz bile sanal aleme taşındı. Artık dünya’nın bir ayağı sanal dünya’ya basıyor. Sanal dünya’da temsil edilmeyen bir yer, Google Earth üzerinde gösterilmeye tenezzül edilmiyor. Bugün artık etiketler konuşuyor. Reklam çağındayız. Artık çağ kendini gösterme çağı. Eskiden millet şöhret için Unkapanı’nda yalvarırdı, şimdi herkes kendini sanal alemde şöhretle buluşturuyor. Yeni dünya sanal dünya üzerinde büyüyor. İşte Yanıklı’nın sanal ruhu da Yanıklı.com… Değerini bilmek gerek. Yanıklı’yı önce Türkiye’ye sonra Dünya’ya maletmek gerek. Bunu da Yanıklı’nın farkını ortaya koyarak yapabiliriz. Bunun ilk adımı da Yanıklı şenlikleridir. Evet adı eğlence olsa da işlevi eğlenceden çok ötede. Köy de gördüğümüz az kişiye bakarak köyümüzün küçük bir köy olduğunu sanmak gibi hatayı, şenlikte gördüğümüz yüzlerce insana bakarak düzeltebiliriz. Köyün değerini anlayabiliriz. Köyün aslında nelere layık olduğunu görebiliriz. Rahmetli Hüseyin Abi’nin bir sözünü hatırlıyorum, şenlikte konuşma yaparken söylemişti. Köyümüzün bu kadar büyük olduğunu buraya gelince anladım, İlerde köyümü arkama alıp milletvekilliğine adaylığımı koyacağım demişti. Acaba salt espri miydi? Yoksa bizim farkımızda olmadığımız bir gerçek miydi? Statiğe dönüştüremediğimiz potansiyeli-mizden başka bir şey değildi. Şimdi kalkalım, gidelim bakalım şenliğe, bu pek çok iyi adam neler yapmış köyümüz için. Bilgi yarışması mı yapılmış; katılalım, bilgimizi ölçmek bir yana, amacına ulaştıralım. Şiir okuma yarışması mı var, bir şiir de biz okuyalım. Ses yarışması, folklor yarışması ve bunun gibi birçok aktivite. Bunlardan hiç birinin “her isteyene 500 milyar” verme gibi bir iddiası yok, Mehmet Ali Erbil gibi plazmalar, buzdolapları verme iddiası da yok. Ama verdiği öyle bir şey var ki, az önce saydıklarımı on kere verseniz alamazsınız. O da Yanklı’nın ruhunu, gençliğini, hayatını veriyor bizlere. En uzak kalanlardan ben bile bir Yanıklı’lı olduğumu hatırlıyorum. Unutmaya başladığımın farkına varıyorum. Şenlikten dönerken fark edeceğiz, şenlikte biriktirdiğimiz anılar bizi yaz buluşmasına kadar taşıyacak, anlattıkça zenginleşecek ve Yanıklı bir kez daha hafızamızda canlılığına kavuşacak. Bebeği olanlar düşünsün birkaç saniye; bebeğim yokken ben ne yapıyordum diye. Bebekten önceki hayatınızda ne kadar boşluk olduğunu fark edeceksiniz. En azından ben önce Muhsin Melih’imle, sonra Besile Sena’mla bunun şaşırtıcı derecede farkına vardım. Hayatımın ne kadar boş olduğunu anladım. Onlar benim yeni görevim oldu. İşte bu şenliklerde sizin bir çocuğunuz, artık onsuz bir hayat düşünemezsiniz. Düşünseniz bile o hayat ancak Yanıklı’sız bir hayat olacaktır. Yanıklı’sız bir hayat da pirinçsiz pilav mıdır, yumurtasız omlet mi orasına siz karar verin. Saygılar. Şenlikte görüşmek üzere... Miraç Avcı 24 Nisan 2010 01:46 Bu içerik 335 defa okunmuştur. Etiketler:
Bir Rüyadır Yanıklı Kategorisinin Diğer İçerikleriBir Yanıklı Düşünüyorum...Yanıklı için herkesin hayalleri, düşünceleri vardır. Onların hayata geçmesini de istemek her Yanıklılının en doğal hakkıdır. Hakkı olmasına hakkı da hayata geçer mi? İşte bunun yanıtını en güzel zaman verecektir. Benim de kendime göre bizim Yanıklı için hayallerim var. Aşağıda bunların bir kısmını sizlerle paylaştım.Yanıklıda Kadın Olmak...Köy kadınıdır yanıklı kadını ama sanmayın ki cahildir. Gözünü köyde açmış, orada büyümüş olsa da 2 yıllığı da bilir, fakülteyi de. Kendi okuyamamıştır belki ama bilincindedir eğitimin, okumanın. Eksilmez dilinden Oğul oku boyuk adam ol da habu çilelari sen da çekma' öğütleri. Kendi okuma yazmayı ancak öğrenmiştir belki ama kaymakam da, öğretmen de, doktor da, mühendis de, hukukçu da yetiştirmiştir bu analar. Az daha okuyup da ormancı olamadın mı? hikayeleri geçmişte kaldı artık, sanmayın ki bulurum artık bunu diyecek insanları. Aydın Artvinin aydın Yanıklısının anaları çoktan aştı o zamanları.Bir Rüyadır Yanıklı Kategorisinin Diğer İçerikleri
|
KÖYÜMÜZ YANIKLI
YANIKLI SOHBET
GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ
ARTVİN'DE HAVA DURUMU
|
||