Şimdi Yayla Zamanı

Şimdi Yayla Zamanı...

16 Ocak 2011, 18:18 tarihinde Osman Avcı(M) ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

Şimdi memleketimin yaylarsnda olmak vardı… sığırkuyrukları, deve dikenleri sarı gelinliklerini giymiş, düğün var sanki yaylalarda. Toprak ana uyanmış. Bitkiler coşuyor, Karçal’ın tepelerinde Her taraf yeşile çalan renk cümbüşüdür şimdilerde… Güneş ışınlarını iliklerinde hissediyor insan. Bu güzel havalarda da durulur mu artık buralarda! Şehrin meşakkatli hayatından bunalanlar için doğa bulunmaz bir nimettir. Doğanın en zengin hallerinin bulunabileceği “ yağmur, güneş, kar, rüzgâr, bulutlar, sis” bir yer var: Doğu Karadenizin en köşesinde şirin bir köy ve şipşirin bir yayla, Yanıklı Yaylası.. Çocukluğu yaylalarda geçmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, yaylada yaşamak biraz da bu zamanın dışında yaşamak gibi bir duygu tattırır insana. Öncelikle, büyük kentlerden yaz tatili için gelen insanlar köylerinde buluşur. Daha sonra da uzun yürüyüşlerle ulaşılabilen yaylalarına kavuşmak için sabahın erken saatlerinde yola çıkılırdı. Günümüzde artık hemen her yaylaya araçla ulaşılabildiği için bu adetten bahsetmek mümkün değil ama şunu özellikle belirtmek gerekir ki, yaylaya ulaşmanın tadı yürüyerek çıkar. Uzun ve yorucu olmasına rağmen yürüyüş yaparak gidildiğinde hem daha çok yer görme fırsatı olur hem de buz gibi pınarlardan su içme imkânı. Oysa şimdilerde araçlarla 1-2 saat süren yolculuklarla, yaylaya ulaştığınızda nereye geldiğinizi bile hissedemiyorsunuz. Biz de çocukken sabah erkenden büyük bir heyacanla kalkıp, hazırlanırdık. Vanattan Katırlara yüklenen erzaklar ve giyeceklerin ardında, inekler ahırdan çözülür ve onlar önde biz arkada yolculuğumuza başlardık. Tam 3 - 4 saatlik bir tırmanışla yaylamıza çıkar ama adım attığımız andan itibaren de yorgunluğumuzu unuturduk. 2 ay boyunca kalınan yaylalarda, diğer şehirlerden gelen, uzun süre görmediğimiz arkadaşlarla buluşur, kendimizi dağların rüzgârına bırakırdık. Sabahları ineklerin boyunlarına takılan çıngıraklarla kuşların sesleri birbirine karışır, güneş penceremize doğmadan kalkardık. Kara ocakta pişirilmiş sıcacık ekmekler, bir peynir ve tereyağı kombinasyonu olan mohrakuli ve çayla taçlanan kahvaltıdan sonra kendimizi evden dışarı atardık. Kapı kapı dolaşır, eski yaylacı kadınlardan hikâyeler dinlerdik. Kimi artık yılların vermiş olduğu yorgunlukla yerinden bile doğrulamadan öylece uzandığı sedirinden bize peri masalları anlatır, kimi de hayvanlarını salıverdikten sonra kendini ev işlerine verirdi. Bizim içinse her şey oyun içinde gelişirdi. Koco, Bila ve Kvel ile kendimize saf bir dünya kurmuştuk. Çocukluğumuzda hafızamıza kazınan görüntülerse sanırım unutamayacağımız anıların başında geliyordu. Sis de denilen yerdumanı bir gün tüm dağları kaplayıp, bizi evlere hapsediyordu ama ertesi gün açan güneşle yine kendimiz dışarıda buluyorduk. Akşama kadar dışarıda geçirilen bir zamanın ardından, yorgunca eve dönüyorduk, tıpkı akşama kadar otlayıp karnını doyuran inekler gibi. Onlar da içeriye alınmayı bekliyordu bizim gibi. Onlar ahıra biz eve girdikten sonra, yemek faslı ve ardından gaz lambasında ya da şanslıysanız lüks lambasında oturup, muhabbete dâhil olmaktı gecenin finali. Yaylada bizim için günler böylece geçip gider ve bir daha ki seneye buluşmaya söz vererek ayrılırdık birbirimizden. Böylesine dolu dolu geçen bir yaz dönemi yaylacılığının ardından, eski yaylacılar gibi bizim için de yayladan ayrılmak sadece bir dönemi kapatmak değildi elbette. Kapıların birbiri kapanması çok büyük hüzün verirdi bize de. Herkes birer ikişer yollara düşer ve bir sonraki seneye gelmenin hayaline kapılırlardı. Biz de büyüklerimiz gibi aynı hayalleri kurardık ve hepimiz ayrılırken ağlardık. Çünkü bilirdik ki, yaylasız bir sene çok ama çok zor geçecek. Okul sıralarımızda bile hayali bir an olsun gözümüzde gitmeyen, apayrı bir dünyanın kapılarını aralayan bu cömert mekânlar anladık ki hayatımızın bütününe damgasını vuracaktı. O nedenle türkülerde de yaylalara çokça yer verilir olmuş. Bir türküde, “ Gidiyorum yayladan/Güz geldi onun içun/Her punğardan su içtum/Sevduğum senun içun…” Yaylacılar, kulaklarında çardaktan gelen tulumun ağlatan sesi ve arkalarında bıraktıkları “gözü yaşlı” dağlarla vedalaşırlar… Hele hava açıksa gitmek oldukça zordur. Son bir kez daha bakılır bir daha bir daha ve sonu gelmeyen hüzün dolu ve iki damla gözyaşıyla bağırlara taş basılır. İşte bu duygu ve düşüncelerle yüklü iken zamanı gelip de yaylaya gidememenin ne demek olduğunu sanırım benim gibi bu duygulara kapılan, yaylaya anca uzaklardan bakabilenler çok daha iyi bilir. Çünkü bizler için yayla soyete için bir deniz neyse, bizim içinde vazgeçilmez bir tutku, tadına doyulamayan bitmeyen bir nimet gibidir. Yaylamın serin sularını ve havasını tatmanız temennisiyle her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum. Tüm dertleriniz kum zerrecikleri kadar minnacık olsun. Saygılarımla

Bu içerik 245 defa okunmuştur.

Etiketler: Şimdi Yayla Zamanı 

Şimdi Yayla Zamanı bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Şimdi Yayla Zamanı bu içeriği Google de ara ...

GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ