Kurt ve Gümüş

Adam güçlü kollarıyla ağacı biraz daha ittikten sonra kollarını iyice bir sıvazladı.Ceviz ağacından düştüğünden beri böyle arada bir uyuşuyordu.Sinir kasılması diyorlardı o kadarda engel olmuyordu işlere.Elini kaldırdı posta başına bir şey diyecekmiş gibi yaptı sonra kolunu tekrar indirip ilerledi. Kalan üç beş eşyasınıda aldı ve eve dönü...

17 Ocak 2011, 12:10 tarihinde Tarkan Yılmaz ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

Adam güçlü kollarıyla ağacı biraz daha ittikten sonra kollarını iyice bir sıvazladı.Ceviz ağacından düştüğünden beri böyle arada bir uyuşuyordu.Sinir kasılması diyorlardı o kadarda engel olmuyordu işlere.Elini kaldırdı posta başına bir şey diyecekmiş gibi yaptı sonra kolunu tekrar indirip ilerledi. Kalan üç beş eşyasınıda aldı ve eve dönüş yoluna doğru ilerledi. Bu aylarda Cancir soğuk oluyor fakat rençber insan bu soğuğa pek aldırmıyor ve aylarca burada orman sürütme ve soyma işinde çalışıyorlardı.
Başka bir hengamede yanda yaşanıyor Orman işçileride dönüşte bu hengameye dahil oluyor köy okulunada bir katkıları oluyordu nede olsa tüm köylü çocuklarını okutmaya ve bu sefaletten ve zorluklardan uzaklaştırmaya herkes kararlıydı.
İnanılması güç bir iş yapılıyordu tikka taşı yani kiltaşı taa buradan köye kilometrelerce tepeler aşılıp okul için inşaata taşınıyordu.Önce burada tikka kalıplarda iyice pişiriliyor sonra eşeklerle köy yoluna düşürülüyordu.Adam birkaç kil taşını sepetine koydu sigarasını bitirir bitirmez hemen yola doğruldu.Arkadaşlarıda boş durmuyordu köye giden herkes işin bir yerinden tutuyor yarenlik ede ede yolu bitiriyorlardı.
O günde yol öylece bitmişti tuğlalar hazırlanmaya başlanmış ama okul yapılacak şevki amacanın yeri yabanlık puski(çalılık) öle yaban otu ,yeli çalı birikintisi izbe- vahşi yaşama elverişli bir yer konumundaydı. Birazdan gelen bir kaç köylü tam kazı yapılacak yerde bir anne kurt ve yavrularının olduğunu söylüyordu. İnsanlar okul binasında herhangi bir yabanide olsa cinayetle inşaatı murdar etmek ve garip hayvanları anasız bırakmak istemiyorlardı.
İsmail kaçağı dudağında şöyle bir gezdirip baraka tumbuna şöyle göz gezdirdi.Nerdeymiş bu kurtlar demeye kalmadan zaten içeri dalmıştı bile.
Alaca kurt anne hırıldamaya başlamış ama karşındakinin kararlılığıyla kararını vermeyecek duruma gelmişti. Adam kurda yaklaştı boynundan tutacak raddeye() geldi ve öylece de tuttu. Bir adam için cesaret isteyen bir işti bu çünkü kurt annelik içgüdüsüyle gayet saldırgan olabilir ve her şeyi yapabilirdi.Ne silah doğrulttu nede başka bir tehditle ürküttü ani ve kakarlı bir hareketle kurdun boynunu sardı sanki onu dostluğa ikna etti.
Kurtta ahalide selamete kavuşmuş kazılar rahat bir şekilde yapılmaya başlamıştı. Zvelağo(koriyent mahallesinin üst kısmında açıklık )ise yeni bir serüvenin yeni bir arkadaşlığın ve hatta dostluğun başlangıcı vardı. Ama birilerinin biraz ehlileşmesi ve sevgi ile kuşatılması gerekiyordu. Ödül ceza denklemi insanlarda bazen hiçbir eğitime mahal bırakmadan en iyi eğitim yolu olarak karşısına çıkıyor. İsmail'le küçük kurt göz göze geldiler ikisi de tetikteydi aynı anda bir oyunun parçası olarak kemiğe saldırdılar koca adam sanki kurt olmuş kurt yavrusuyla bir o yana bir bu yana koşturuyor kahkahalar atıyordu. Herkes İsmail kedinin köpeğin dilinden anlar ama bu hayvanı nasıl ikna edecek ehliliğe . Bunların içinde her zaman bir vahşilik gizidir bir gün kan görseler yada bir kurt sürüsü geçse; geçmişleri aklına gelirde olmadık işler yapar sahiplerine bile saldırırlar. Ama İsmail efendi bunlara kulak asacak çağları çoktan geçmişti. Ahal ahoya (baraka vadisine inen büyük açıklık) kadar çıktı ve yönünü barakaya verdikten sonra söyle bir bacak bacak üzerine atıp başladı meşhur acara türküsüne ….
Acara nun kirezi kazanda kaynamıştur
Eyle bir yaar sevmişamm yürekten oynamiştur

Uyan dileber sabah oldi yeni imsek atiyer
Ay tutuldi güneş soldi zandum dünya batiyer

Sabağ güneşi vurdi boyali konağlara
O kiz beni davat etti podrali yanağlara

Dedi ve söyle bir gülümsedi bir daha baktı ve yürümeye başladı o gün kaç tepe gitmiştir kimse bilmez ama ustamiste (eskikale köyü) bir sari çadinun(mısır ekmeği) çimurini(mısır ekmeği ile yağ yortusu) yemeden dönmemiştir.


Opanaccan na demağtur akşama kadar on kerki atsan doymak bilmaz habu it (kurt)
Dedaber tutunay bırak akşama kadar it itluğuni yapiyer biz insanluğumuzi yapamıyeruğ
iki kerki daha atsan morgoy hoş narsğisuz kalmaz ….
Hergün bu kavgalar devam ederdi köpeğin adı gümüş olmuştu.İkindi vakitlerinde ormana dalmadan önce son güneş üzerinde gümüş parlaklığında yansır ve birkaç saat dönmezdi adı bu yüzden gümüş konulmuştu.İsim babası ortak akılla tüm köylüydü.
Gümüş aşağı gümüş yukarı gümüş koca bir köpek olmuştu. Aslını unutmuşmuydu kimse bilemezdi ama herkesin gözünde yeni okulun eski sıklık ormanındaki tedirginliği uyandırmaya hala devam etmekteydi.
İsmail efendi hariç kimse Gümüşe yeterli itimadı veremiyordu. Gerçi bir vukuatıda olmamış ve hatta kurda kuzu babında koyunlara çobanlığı bile öğrenmişti ama herkes içindeki güdülerden tedirgindi.Bir kan görür ayyaş olur başıma tebellaş olur endişesi herkesin gözünde kulağında sohbetlerindeydi yıllar geçmesine rağmen!.
Çavliyentta ogeçaya keçi geçirme zamanları. Burada iş en çok köpeklerin olurdu.İsmailin bacanağı Ahmet ,küçük yeğenler ,hala oğlu Selahattin,gülcemal Bacanağı Kotar Ahmet herkes keçi koyun peşinde . İşin ehli olan çobanda 300 keçi-koyun rahat sayılırdı. Zenginliğin alameti elin kaç keçi memesine değiyorsa oydu.para pul daha sonra gelirdi. Ama() iyi bir çobanın iyi bir çoban köpeği olmalıydı . Avcı vahşiye dehşet vermeli sesi kükremeli beli kuvvetli olmalı dişi tuttumu koparmalıydı.Modi beyaz gümüş hangi köpeğe sorsan koca tüylü koca dişli köpekler Gören önce Allah korusun sonra maşallah diyorlardı.
Islıklar Kcinalar derken muhabbet koyulaşmış keçilerde yavaş yavaş çavliyenti bulmaya başlamışlar köpeklerde işlerini tamamlamak üzereydiler.Gümüşün birden ortadan yokolması kimsenin dikkatini çekmemişti çünkü her şey yolunda görünüyordu.İsmailin celebleri daha bilbilanı(ardanuç yayalaları) aşacak kurbana satışa yetişecekti . Koyunlar en önden güneş batmadan hemen önce ahonun çayırlarını vururlar ordanda gümüş marifetiyle ahıra girerlerdi . nenede orda zaten hazır ağılın çiçkarını(kapı) bağlar günlük çoban macerası biterdi.
O demeğta bir tsripina() bir çığlık sanırsın koyunlara kurt düşmüş ama taa avden geliyor.İsmailin ve dahi herkesin gözleri faltaşı olmuş endişe ortatlığı bürümüştü.silahlarına davranmışsalar da hem menzil dışında hemde yerleşkenin tam ortasındaydı .Koşmaktan başka bir şey yapılamazdı.
İsmail ağılın kenarına geldiğinde gördüklerine inanamamıştı. Asırlık dostun ağzı burnu kan içinde ve daha koyunlarının boynuna burnunu sokmaya devam ediyordu ki göz göze geldiler yıllar önce olduğu gibi ama bu sefer vahşi gözlerin içinde koca bir ihanet yada iradesizliğin parıltısı mevcuttu.nefsine hakim olamamış kurt ve batmış bir celeb tüccarı ve çobanı göz göze neler düşünür acaba.Bunu iki canlının beynine girmekle anlayabilriz şimdi ancak tahmin edilebilir.

Bu işi artık intikam temizlerdi bu ihanetin sonu kanla bitecekti. Buna kesin kararlıydı İsmail kırmasını temizledi ormana daldı. Herkesin dilinde aynı misaller aynı dedikodular vardı .dost dostu zamanla post ayıyı dumanla(koku) satarmış. Yani ayıdan dost kuzudan post olmazmış.vahşet içgüdüsünün yendiği irade aslında fıtrata yöneltmişti kurdu .İsmail'deyse en ilkel intikam duygusu olan öldürme.Hozbirulun kenarına vardığında silahına mermileri tazeledi çünkü ortalık tsumpo(ıslak) idi sırılsıklam olmuş ama intikamdan vazgeçmemişti.Bir taraftan ağır sesiyle Gümüş diye bağırıyor diğer taraftan diş biliyordu.Gümüş sesi duymuştu suçunu biliyordu çok büyük bir ihanette bulunmuştu nedenini taa içlerinde bile tarif edemiyeceği bir duyguyla vahşiliğine yenik düşmüş gümüş dost sesine dayanamamıştı.ve bir uluma sesiyle hem dağları inletti hem dosta cevap verdi.İki eski dost arada bir namlu uzaklığında son kez beklide göz göze gelmişlerdi. İkisininde gözlerinde hüzün ve yaş aynı soruyu soruyorlardı ki.Tüm düşünceleri neden sorusunun ardından ortalığı inleten namlunun ateşi yaktı.Gümüş gene bir ikindi vakti gümüş rengine kızıl çalınmış hozbirul çayırında maranların orda boylu boyunca yatıyor.İsmail ise silahıyla baş başa ağlıyordu.
yağmur damlaları ise bir türkü söylüyorlardı gümüşün kanlarının üzerine düşe düşe VE İSMAİLİN GÖZYAŞLARINDAN BİR ÖZÜR TAŞIYORLARDI.YANAKLARINDAN KAYARKEN.

 


Bu içerik 149 defa okunmuştur.

Etiketler: Kurt ve Gümüş 

Kurt ve Gümüş bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Kurt ve Gümüş bu içeriği Google de ara ...

YANIKLI SOHBET
GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ