Tuzdan Hayatlar

Görsen tanırsın şevkle yola koyulmuş yiğitleri ölüme yol vermişler akıllarında ceplerinde bir tabaka omuzlarında rus beşlisi sanırsın eşkıya! Ekmeğin tuzun yolundalar hala yine yanlarında üç beş eşkıya. Görseniz tanırsınız beyaz sarıklarıyla yola koyulmuş yiğitleri görseniz tanırsınız ziyaret tepesine sabah namazında varışlarından . görs...

17 Ocak 2011, 12:11 tarihinde Tarkan Yılmaz ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

Görsen tanırsın şevkle yola koyulmuş yiğitleri ölüme yol vermişler akıllarında ceplerinde bir tabaka omuzlarında rus beşlisi sanırsın eşkıya! Ekmeğin tuzun yolundalar hala yine yanlarında üç beş eşkıya.
Görseniz tanırsınız beyaz sarıklarıyla yola koyulmuş yiğitleri görseniz tanırsınız ziyaret tepesine sabah namazında varışlarından . görseniz tanırsınız az vakitte vardıkları yedi pınar ve karçal suyuna bastıkları ayaklarından.

Bu yiğitlerin destanıdır. Yolda taş tuzları bile sıcaktan ağarıp ağlarken ve katırların gögüslerinden aşağı sızarken. Parkalarını katır omuzlarına asmış yiğitleri körüklü ceketlerinden tanımazsan sen hiç tanıyamazsın ey oğluşağım. Sana yarını anlatacağım geçmiş serüvenden sağma bir destanla.,.
O destan başlarken koyuldular yola yiğitler ilk şırıldayan bir pınarın kenarına oturdular toplanma niyetiyle ceviz ağaçlarının gölgesine. Hepsinin omzunda mavzer bellerinde bardena: Sanki seferberlik çıkmıştı kıtlığa isyana hazırlanıyorlardı üç beş yiğit. En rütbeli savaşçıları onaltı yaşında bir çavuştu. Ne kırımı ne yemeni görmüştü zahir. Ama bu savaş belki yeterdi omrü ahir. Yoldaşlar dedi isyanın bekçisi arkalardan parkasını sallayıp şimdi yolumuz uzun ve çetin meşekkatli; tepelerden dedelerimizin vardığı yerlerden aşıp bereketli ovlara varıcağız. Orda şimdilerde ticaret serbest ama bizim ihtiyacımız ne patiska ne arpa unu : hayvanlarımız ve biz ve kuruyan boğazlarımız bir tek şey için bu yolu elzem ve kaçınılmaz kılıyor , oda bir parça katır yükü taş tuzu! Belki ölümümüzdür bu yol belki küçük bir kurtuluş ama insan muhtaç kalmışsa bir parça taş tuza ne yol tutar onu ne sınır ne palaska yola düşen umuda varmak zorunda.

Yol başladı pişman olmuşların öksürük seramonisinde. Ve korkuların tetiklediği ayakta görülen korkusuz düşlerle. Daha ben demeden daha bir pınara kendini koymadan ve indirmeden boğazında suyun acı soğuğunu çok yol almıştı umutlu küçük kalabalık. Önce karları ezdiler zirveye değin sonra bulutların üzerinde yürüdü gittiler. Çok yol almışlardı ama gene çok yol vardı. Ziyaret tepesine secdeye ve istihareye yatanlar bile oldu kaşla göz arasında . Rüyadan kalkanların yüzleri karanlığa dönmüş ışık biraz daha geç doğsa görünmeyecek gibiydi. Kara parkalı Ali daha çok yol var demeden hiçbir ayak bir öncekinin önüne geçmedi.Güneşle bir yol daha aldılar sonra güneşi bekleyip kendilerini karanlığa sakladılar. Karanlıkta ise yelilerin altından yavaş yavaş kaymaya başladılar sırtlarında cuvallar ve mermierin şenliği altında . sürüne sürüne gezilir bu dağlarda hele gavur yağdırırken mermilerini başınıda kaldıramazsın ama vadiye dik bakan çalılar güneşin parlattığı yemyeşil ağaçları gösterir önce ; dönüp arkana bir kurşun bile atamazsın düşmana . Mesele yoldur varmaktır gittiğinde ise küçükte olsa istediğini almaktır. Sonra koca vadi saklamaya başlar göğü yürüdükçe daralır ve bir dağ bir dağ daha . Bu dağın adı selamet dağı kalmıştır eskilerden.Burda ne bir kuş nede mavzer sesi duyulur. Ayakta yürüme şerefi ile şereflenir burada her yolcu yürüyen için selamettir. Arkada kalana yabanıl bir ölüm demektir.
Herkes adımlarına koşmayı öğretsin bu düzlükte ufukta görünen bereketli ova ve daha sonrasında koskoca şehir ve deniz . yürümek isteyen arkadan gelen düşmanın kahpeliğini öğrensin dayanamayan için geri dönüş yok buradan.
Burada herkesin ekmeğini alıp karnını doyurduğu hanlardan geçmede umut kervanı olmuş kara parkalılar katırları geldikleri dağların arkasındaki otlaklarda gizli. Ve volkan kuyularından su içmede. Kendileri ise han kapılarında bir ekmek karşılığından üç beş kağıt devşirmede. Çatalını önce batıranların yemeğine avuçlar inmede . aç kalan talihine küfredecek doyan ise yoluna devam edecek. Han sefasından sonra bembeyaz pazarlar kurulmada acara düzlüklerinde. HOkka Hokka umut satılmada hem ağır hem tatlı bakışlı bir beyaz umut. Heybelerini dolduran umudu nerden baksan tanınır çökmüştür tamahkarlığından tonlarca yüke bilenmiştir. Ve birkaç tabaka tütünün keyfine ne keyif ne keyif
Nerden baksan sende tanırsın düşmanda tanır onları umut burada umutsuzluk ise zındanda. Ve burunlarının ucu mesafesinde namlulara koca cuvalları bırakmadalar. Peşine düştükleri taş tuzları yerleri dövmede. Kerbela çölündeki gibi güneş öyle bir yaktı ki sanki cehennem . ayaklarını ezen kayalarla yürüdüler göç kervanlarına hüzünle bakarak geçtiler kelepçeli ayaklarıyla. Ve koca bir zındana tutuklandılar. Umutlar artık Karadenizlere doğru bakmakta ve umutsuzluk aşılaması beklenmektedir. Tam o sırada bilindik bir türkü deniz meltemlerine takılıp duvarlardan süzülüp sanki eşkıya niyetiyle hakir görülmüş ve bağırtılarla sağırlaşmış kulaklardan içeri girmede. Bir umut aşılamada. Oy kidi Karadeniz taşsan yukari taşsan . acaranun uşaği habu denizden aşsan. Demede türkü daha açık bir mucize olurmu isyan için daha geç kalınırmı?

Kara parkalılar zından bekçilerinin omuzlarına çökmüş kaşan yolunda kütük savurmada sanki … aşağı atılan kütükler karçal deresini taşırmada sanki . kuş oldu uçtu beş yiğit karadenize . kuş olduar sonra balık . sonra insan gibi türkünün müellifinin vicadanına ulaştılar. Sanki bir kahraman bekliyordu küçük takanın içinde sür takacı diye inletti denizi ali sür ve vurdur bizi denize . deniz ve sen bizi taşıyın özgürlüğe bir taş tuzunu çok gören kardaşlarımızdan uzağa . limana limana .kurtuldular o gün vardılar hopa limanına limanda kim görse tan ırdı onları yırtık parkalarından . umuda ulaşmış neşeli bakışlarından.
Ve içten içe tütün sarmalarından ve nefes nefes kendilerini tütüne vermelerinden.
..................................................
ikinci destan
Gene rençberliğin acısı gene sabah meltemi arkamdan gelmekte gün ağarmadan yola koyulmuş ayaklarım belki yari son kez görmüş gözlerim ve dostlarımla vedalaşmış ellerim…
Dağlar yer yer karlı dumanlı yukardan baktığında bir okyanus çökmüş memleketime çöreklenmiş bir beyaz öfke birazdan başlıaycak yağmur arkada bıraktıklarımın üzerine.Yoluma kıyıma yanıma yıldırımlar düşecek şu dağın tepesinde.Ölüm revamıdır bir sarmalık tütün cebimde son içişimi beklemede ölüm revamıdır yarin sinesine çökmeden doyamadan sevgisine.Böyle şiir yazarmıydı benim kalbim sorsan sevmelere doymayan kalbim şimdi yollarında geçmişin.Uzaklar çok uzak bügün yollara gitmeye varmıyor ayaklarım sabah eski sabahlardan aynısı değil belki önceki birkaç gündoğumu gibi ancak bu doğan güneş.Kara bir bulutun arkasından yavaş yavaş yüzünü göstermede .Nedense nazlı bugün nedense geç kalmış.Nedense sanki doğmayacakmış.
Sende kaldı yüreğim yasemin çiçeği.İnandığım kadar sevdiğim sevgilinin kokusu var üzerinde .Şuracıkta uzansam tam dibinde çalılarına boynumu koysam sıcak şefkatinle sararmısın beni. Seni yazmaktan usanmış kalemime bir mürekkep katarmısın bu sabahın seherinde;tatlı kokun gibi.yoldan usanmış yolcuya.

Sabah terleyen vucuduma meltemlerini vururken entarimin altından. Çoktan yola koyulmuşluğum aldı beni çıkardı buralara. Yol benim yoldaş benim ve şu gözyaşı nurusun gözlerimin. Bir inişe bir çıkışa yollanmışım bir kuşum bir uçuşum kadar yolum bir dağım bir sınırım var daha geçeceğim.Ağaçların dbiinden yata yata sürüne sürüne. Benim her an hicretimsin sen ekmeğim sen buğum. Mermi seslerine kıyam etti ruhum gene bir sabah esintisi vururken uykulu yüzüme. Koştum yolum deryaya doğru geldi üzerime bin düşman namlusu . ellerim tütün tabakamda daha sarmadığım son tütümünde aklım başka bir şey düşünsem belki çıldıracağım. Yalnızım bu dağda bu pusuda koşan ayaklarım en iyi dostum. Düşmanımsa mağrur ve zalim yerle yeksan düşüşüm. Çalıların arkasından bana koşan mermiler habermi almış ecelden nedir bana doğrulan namlular elçisimi prangaların. Ve zamanın içinden gelen surlar ve içleri zından sana güvendiğim duvarlar şimdi sarmalamış beni çıkmak hayali bir güvercin gibi uçmakta yukarıdan sızan ışığın geldiği yere. Sandallar vuslatım sabırsızlık hengamım ve aşkım gözlerimin önününde şevkle hayal olmuş uçmada. Kürekler ve kollarım ve yoldaşlarım sürüne sürüne gitmede rüzgarla salına salına dalgalar dalgalandıkça öbek öbek sersemliğim dahada artmakta mucize için bırkmada ellerim umudu sonra mucize yeni bir umut olmada .ve kıyılar biraz önce surlarından kaçtığım zındanların öteki kıyısında. Tanıdık yüzler dolaşmakta sokaklarda ve hala sarmadığım tütünüm ve paslamış aynalı tabakam . ve bir kıyı taşına yönelmede yüzüm dert ortağım mucizemin tanığı kayalar en iyi dert ortağım dalgalar kendileri gibi vurdular beni kıyıya bir ayakkabım yırtık ve bir ben paramparça. Özgürlüğün ufku sen ne hoşsun sana şiir yazan eller ne kadar çaresiz. Sevdiceğim çapalara vurmuş toprağı gözleri görünmede üç dağın arkasından göğe değdikçe. Ve at arabalarıyla vardığım yollardaki yollandığım kayalarım kurtuluşum . bir tepe sonra vuslat bir dağ aşımı esas kurtulşuşum. Her karanlığın arkasındaki aydınlık beklemede beni kara bulutlarda saklanan güneşim şimdi apaydınlık batmak üzere hatta ama kendi ışığım ulaştığım yere getiren ama tek başına değil onu yöneten ilahi kudret esas kurtuluşum. Ve secdem hicret ettiğim toprağa. Ve hayat denen büyük tarlaya.ama yönelişim kurtuluşumun sahibi tek bir ilaha.sana şükür sana şükür sana şükür……

 


Bu içerik 277 defa okunmuştur.

Etiketler: Tuzdan Hayatlar 

Tuzdan Hayatlar bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Tuzdan Hayatlar bu içeriği Google de ara ...

YANIKLI SOHBET
GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ