Katmikir Kakaço Karçal

Katmikir Kakaço Karçal

Çocukluk zamanlarımızdı yayladan kışlaya, kışladan yaylaya,köyden kışla veya yaylaya giderken azığımızla luzumlu gereçlerimizle barhana’larımızla giderdik.Köylüler bu geleneklerine devam etmektedirler .Barhana çalışkan köylülerin patika yollarla (eşeklerle) veya insan gücüyle taşıyabildikleri yaşamsal önemi olan eşyaların yaylad...

17 Ocak 2011, 12:16 tarihinde Tarkan Yılmaz ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

 Çocukluk zamanlarımızdı yayladan kışlaya, kışladan yaylaya,köyden kışla veya yaylaya giderken azığımızla luzumlu gereçlerimizle barhana’larımızla giderdik.Köylüler bu geleneklerine devam etmektedirler .Barhana çalışkan köylülerin patika yollarla (eşeklerle) veya insan gücüyle taşıyabildikleri yaşamsal önemi olan eşyaların yayladan kışlaya veya kışladan yaylaya taşınmasına denir.Ulaşabildikleri yaylak ve kışlaklarda bu tür gereksinimlerini karşılıyabilme ihtimalleri olmadığı ve köye nazaran yaylak ve kışlak arası mesafenin daha kısa olması yedeklerin bulunmaması nedeniyle ve ağart denilen mahsüllerin korunaklı yerlere taşınabilmesi için yapılan yarım göç eylemidir bu.

 

      İlk çavliyente gidişimdi bir masalın içine doğru çekildiğimi biliyordum içimdeki korkuyla karışık kıvancın heyecanını o günü düşündüğümde hala yaşarım Baktığım bulutlu tepelerin arkasında saklanan gizemi anlayabileceğim o günü dün gibi hatırlarım ...anlatılmaz telaşımı...korkumu ki o tatlı korkuyu hiç birşeye değişmem ve heyecanımı biri beni bu yolculuktan vazgeçirse en büyük düşmanım olurdu herhalde o sırada .... Hergün baktığım ormanların ve dağların arkasında yeni bir dünyadan bahsediliyordu güzel çayırların olduğu hiç kesilmeyen ırmakların peşpeşe sıralanmış evlerin olduğu bir yer ...üzerinden sis kalkmazmış çoğu zaman kalksaymış Üç kardeş dağları öyle güzel görünürmüş ki insan ilk bakışta korku ve heyecandan duramazmış... diğer dağlar kadar büyük değil belkide ama bir kafkas kartalı() gibi birden bire yükselmesi insanın heyecanını körüklemeye yetiyor artıyordu hayretini ifade etmesine bu kadar küçük ama  kat kat heybetli bir dağ .Yaz gelince bile tepelerinde beyaz gelinler kalmıştır o dağların kış düğünlerinin uzun sürdüğünü anlatırcasına.Bahar dereleri akarken yamaçlarından nasılda parlar ve göz kamaştırır.

 

 

 

Keteler yol azığı olarak hazırlandı. bizler (bu yörenin halkları) yola çıktığımızda kendimize yetenden   daha fazla kete alırız ki yanımıza sevapların büyüğünü işleyebilelim ... yolda giderken bizi her gören bazgirula(bazgiretli) nenemin Txelkalatına (el sepeti) uzanıyor veya yolda yatıp hasta taklidi yapıyor bir kete yiyince iyileşiyordu bir oyunmu bu yoksa nenemin anlattığı masallara doğru gerçekten yola koyulmuş muyduk ?...insan nasıl kaymaklı bir kete yiyince böylesine dirilir hatta birde yerinde horon tepip kicin eder acaip sesler çıkarmaya başlar hayretimi gizliyemiyor sorular soruyordum ama bana herkes gülerek ve yaşadığım şeyleri biliyorlarmış gibi garip bir yüz ifadesiyle karşılık veriyorlardı........evet o zaman yanılmamıştım bu anlamdığım yere gidiş o zamanlar dünyayı yeni kavrayan biri için gelecekte herşeye hazırlıklı olmam için sınav gibi birşeydi beklide!Yolda nenemin bahsettiği koca ejderha rastgelse kafasındada kocaman bir zümrüt tanesiyle hiç şaşırmıyıcaktım.

 

 

 

      Artık köy ve altımızdaki peşpeşe araba yolları taa aşağılarda kalmıştı bizse yükseklere doğru yol almıştık herşey küçük görünüyordu aşağıda ama zirvede değildik önümüzde kocaman bir orman elimdeyse küçük bir kaldara(demir kova) ve bir kete vardı sanırım sabahtan beri kete yiyordum ... çeşit çeşit peynirli cevizli şekerli tereyağlı mektup kete ALLAH ne verdiyse vur ha vur yiyordum.Kaldaraysa çekilmez bir eşşek yükü halini alıyor ellerim uzamaya başlıyordu.Yediğim keteler ise midemdeki bir kara deliğe doluyormuş gibi tekrar her soğuk suyun başında çömeldiğimizde tekrar tekrar yiyordum. Nenem elimden aldı keteyi yavri dedi bu keteleri bu kadar çok yersen şişer yürüyemezsin sonra nene zaten puşum öyle bir olduki’’ vuy meee raze ise pena bevri cahme is ketiebi me ravkna axla

 

         ‘Kursxalata çıkıp hayvanları çayıra saldığımızda yeriz’’deyince nenemin gözlerindeki ciddiyeti yokladım haklı alabilirdi.>Bir süre sabırlı bir barhanacı olmaya karar verdim. Yolumuz virisagorav olduğunu anladığımız bir yere çıktı yoldaki heryerin bir hikayesi olmalıydı hikayeler hepbir ağızdan anlatılıyor herkesin bildiği hikayeler ben en genç barhanacıya yeni bir keşif gibi anlatıldığı için doğal olarak hayretle hikayeleri dinlemekteydim.......Burası dedi yavrum VİRİSAGORAV viri eşek sagoravda yuvarnanılan yer demekmiş bu o gün öğrendiğim kelimeydi burada yaşlı bir ninenin pazı bostanı varmış ve eşekler buradan geçince pazıları söküp yermişler nenede pazılarını korumak için buraya kül dökmeye başlamış bostanın patikayla birleştiği yer aşağısıda uçurum eşekler burdan geçerken külde yuvarlanmayı sevdikleri için dayanamazmışlar ve aşağı yuvarlanırmışlar dedi....evet eşekler külde toprakta yuvarlanmayı çok severdi hatta eşeğe gidip kuri kuri kuri dediğin zaman büyülü kelime duymuş gibi kendini yere atar yuvarlanmaya komik sesler çıkarmaya başlardı...Bense gülmekten yerlere yatardım hiç o kadar eğlendiğimi hatırlamam .....burasıda nağravdır dedi nenem mehlerin yandığı yer köyümün ismide sanırım ondan ötürü Yanıklı olmuş çünkü naxrav yanmış kavrulmuş yer demektir...mehler çok uzun bir hikayedir yavrum dedi nenem sana anlattım biraz gene anlatıcam..... Kursxalata çıktık kapkaranlık bir vadiden geçip çıkana kadar soluğum kesilmişti biz yükseldikçe yarık büyüyor karanlıktan dibi görünmeyen kanyonlar ve diplerinde küçük ışık üzmeleri yansıtan karbirikintileri görünüyordu nefes kesici ve korkutucuydu bakarken bu büyülü görüntü insanı içine doğru alıyor ve bir irkiltiyle tekrar doğruluyor gücümü toparlayıp tekrar bakmaya çalışıyordum....yorulmuştum bide üstelik dağda bayırda koşturmaya benzemiyordu burda yürümek sanki herşey daha ağırlaşıyor aldığım soluk sıklaşıyor ama aldığım hava azalıyor gibiydi korkum büyüyor heyecanım beni hayallere daldırıyor hayalimin en enteresan yerinde nenemin yumuşak sesi tekrar beni dünyaya döndürüyordu

 

 

 

        Kursxalattayız küçük bir çayır ormamının içine yatay uzanmış etrafı çakıllarla ve molozlarla kaplı oynarken oyunun hep aşağı doğru devam ettiği ve yukarısında iki vadinin ortasındaki çıkıntıya kurulmuş küçük binalar ve arkasında bir sırt ve kocaman bir gök sanki evlerin üzerine inmiş merdiven dayasan bir evden göklerle buluşacak gibisin....benim hayallerim işte merdiven varmıdır o evlerde nine dedim ben ordan göğe çıkabilirmiyim dedim bugünün abartısı değil bu o zaman bunu öğrenmek istiyordum ....belki firavunda bu merdiven konusunu benim bu yaştaki aklımla düşündüğü gibi düşünmüştü ama o zaman ben küçük bir çocuktum.....kırmadı ninem hayalleirmi belki çıkarsın şvilo(yavrum) dedi neden olmasın ama sabretmen lazım dedi Yola koyulmuş ve az önce gördüğümüz göge bağlantılı evlere varmıştık ....evlerin arasında küçük ısırgan otları yeni başvermişti göğe ve dokununca çok yakıyorlardı bu otları tanıyordum çünkü evimizin önünde çok vardı ve koçio(orkide türevi sandığım) çiçekleri boncuk çiçekler vardı evlerin arasında evler oldukça küçüktü hepsi iki katlı istisnalar hariç hepsinde küçük bir giriş balkonu ve hemen karşına çıkan eşiği yerden az yükseltilmiş bir kapı bulunuyordu hiçbir evin içine bakmadım azçok tahmin ettim çünkü hiçbir ev evimizden farklı değildi havvanlar yaylaya girince hepsi birden koşturmaya ve böğürmeye başladılar bu hengame beni tuhaf bir telaşa sürükledi çünkü hayvanların bu tepkilerini anlayamamış ve hayret etmiştim nargo,darçen,sarıkız hep bir agızdan içli bir şarkı söylüyormuş gibiydiler küçük keçim natoda onlara uyup melemeye başlamıştı.Halamsa hayvanların daha fazla karmaşa çıkarıp dağılamasını önlemeye çalışıyor ordan oraya koşturuyordu........ve hayvanların tek tek isimlerini sayarak fırçalıyordu onları onlarda anlıyor ve umursamıyormuş gibi sinir bozucu bir tavır içinde oraya buraya koşturmaya devam ediyorlardı. Biraz ilerlediğimizde dedem bir balkona yatmış bacak bacak üzerine atmış keyifle sarmakaçak tütününü özendirecek kadar tatlı ciğerlerine gönderiyor ve olan biteni kanıksamış bir halde gülümsüyordu çok geçmeden bütün hayvanlar okuldaki çocuklarda gördüğüm gibi hemen hemen teksıra halinde suspus aynı kapıya bakıyorlardı şimdi gördüğüm ekmek kuyruklarına daha çok benziyor

 

 

 

       Burası bizim evimiz dedi nenem hozabirliların evi ilerdeki küçük maranda(tek oda eski dilde mağara) bizimdir yavrum aslında biz burda oturuyoruz işte deden biraz tembel olduğu için! dedi ve dedeme sert bir bakış attı; oda gözlerini kaçırdı herşey normale dönmüş gibiydi yola devam ettik tekrar geldiğimiz yöne doğru bir dağ yamacına yanaştık bir oluğu andıran ama yukarı doğru açılan bir vadiydi burasıda gelene kadar bir çok vadi görmüştük her çıktığımız tepe bir zirve havasındaydı ama yukarı baktığında bir tepe daha görünüyordu ben en arkada natoyla beraber kalmıştım en önde o kadar yüküne rağmen dedem vardı sırtında sepet elinde khaldara(alimiyyum derin kova) tam zirveye varmış gibi görünüyodu arkada ama yürümeye devam ediyordu yani gene yol vardı yukarıda tam zirveye çıktığımızı hissettiğim anda önüme birden kardan koca bir set çıktı dedem eline bir kürek almış karı kırmaya çalışıyordu çünkü gördüğüm kadarıyla kar taş kadar sertti ve direniyordu hayvanlara set yapmıştı biri sanki zamanı gelinceye kadar burası koruydu(yasak) ve bir açılıştan sonra kurdela kesildikten merasim yapıldıktan sonra buraya girilirmiş gibi bir his uyandırıyordu dedem belli belirsiz bir yol açtı ama hayvanların geçmesi çok zordu genede tek tek hayvanları sürmeye başladılar önce Darçen geçti eğri boynuzlu beyaz ve asabi bir inekti diğer inekler ondan korkar ve itaat ederlerdi o cesurca yürümeye başlayınca diğer ineklerde peşine takıldılar sıraya akrabalık derecelerine göre geçiyorlardı önce Maral sonra Morgo en son Sarıkız Bozo sarıkızın hiç akrabası yoktu bir buzağısı vardı sadece onunda adı sarıydı en son eşek geçti sonra ben natoyla birlikte yürüdük kar seddinin üzerine Bir uğultu sanki aşağıda hiç normal şeyler olmuyormuşca bir uğultu rahatsız eden korkutan heyecanlandıran korkumdan gözlerimi ufka dikemiyor hala karlara bakıyordum ve kafamı biraz kadırdığımda dünya değişmişti sanki sayamayacağım kadar çıplak sırt ve derin bir uçurum vardı aşağı doğru uzanan vadilerin hepsini içi karla doluydu ayağı takılan ALLAHA teslim yaşama şansı yok gibiydi dedem kar kütlelerinin bir kenarında her zamanki bacak bacağa pozisyonunda sigarasının keyfini sürüyor ve etrafı kolaçan ediyordu hiç kimsede endişe korku belirtisi yoktu ama benim içim içime sığmıyordu değişik melodilerle atılan çığlıklar ve bu uğultu neydi kulaklarımı tırmalıyor beni ordan oraya atıyordu dedeme baktım beni anladığını düşünerek açıklama istiyordum.Beni herşeyin normal olduğuna ikna eden herkesin olayı garipsememe havası olmasa belki çocuk aklımla çıldırabilirdim..

 

 

 

 

 

 

 

Tam o sırada nenem girdi söze şvilo(0ğul) dedi. sen bebekkende geldin buraya ama çok küçüktün hatırlamazsın o günleri burası katmikir bu tepe çavliyente bakar seni korkutan o derede karçal deresi ve orda benim kardeşim yaşar şurası cancirdir orası benim babamın evidir onlar hep burda yaşarlar bu ses benim merak ettiğim oydu. Ses dedim peki bu ses? Nenem ilk başta anlamamış gibi durdu sonra evet dedi buda karçal deresinin sesidir şu karşıdaki virajda boğulur dere sonra aşağı düşer taşlara değer bu seste odur bak tiii orda lekobanın önünde ben şaşkınlığımı atmış ve anlamışca bir yer buldum kendime biraz yukarda çünkü katmikirin üstünde bir tepe daha uzanıyor ama yol aşağı doğru ilerliyordu...nene diye bağırdım burda bir çiçek var tek başına ve üşüyor aylardan neydi bilemem ama küçük bir lale tek başına öylece orda üşüyordu yalnızdı ve iç geçiriyordu esen meltem onu yerinden bile kımıldatamıyor verdiği bir yemini tutarmışcasına orda mıhlanıp duruyordu .

 

 

 

        O dedi nenem kakaçodur o çiçek burda biter insanlar koparmazsa ona bişiy olmaz o burda üşümez soğuktan ölmez insanlar onu söküp aşağıda dikse bile yeşermez o bu dağın çiçeğidir o kakaçodur bizim kakaçomuz ALLAH sana bu kakaço kadar güzel narin yekpare eşi olmayan güçlü bir kadın nasip etsin yavrum ki bu çiçek herkes tarafından bilinmez ve bu soğukta onun kokusunu kimse alamaz korunmuş bir çiçektir her yolcuyu sever ama herkese yüz vermez kakaço.o gün bu cesur çiçek benim korkularımın ortasında öylece dimdik duran bu çeçek hayranlığımı uyandırmıştı.Diğer insanlar belki başka çiçeklerle anlatacaktı aşkını ama ben bu çiçekle anlatablirdim onunlmaz kavuşulmaz sevdaları.Yanlız kalmış bir kakaço çiçeği belki ulaşılmaz aşkların simgesi olacaktı.Karların yanında dağların en zirvelerinde mor bakışlı bir yarin rüzgarları durduran kudretini anlatacaktı bu çiçek .

 

ben seni unutmam katmikirin nadide çiçeği

 

 senki bağrımda yanık küllerin içinden çıktın

 

 vurdu tipi lekobandan hemde ne vurmak yıkılmadın

 

kuzeyin en güzeli

 

temmuzun armağanı

 

rabbimin en güzel yarattığı

 

 bendeki aşkın tanımı sen kakaço

 

ölünceye değin seni unutmam

 

 senle yaşar senle ölürüm

 

 öyle bir güzelsin öyle bir çiçeksinki diğer çiçekler efsanelerini anlatabilir ancak

 

alelade bahçelerde büyümeyecek kadar narin katmikrin zirvesinde büyüyecek kadar kavisin

 

sevgiler sana ve senden sonra büyüyen büyülü ormana.

 

 


 


Bu içerik 353 defa okunmuştur.

Etiketler: Katmikir Kakaço Karçal 

Katmikir Kakaço Karçal bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Katmikir Kakaço Karçal bu içeriği Google de ara ...

YANIKLI SOHBET
GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ