Sarı Öküz

Sabah seherinde uyananlarla uyanıp yolumu ziyarete hesaplamıştım . öyle bi hikayeki bana bir daha yaşanmayacak yaşanan anılarımda kalmış bir mucizenin öyküsü .Benim dağlarıma çıkaduran benim dağlarımdan çıkaıp inen büyüyen …Bir çocukluk zamanı hikayesi Süt makinasının sesi hala kulaklarımda uğuldar . ...

17 Ocak 2011, 12:33 tarihinde Tarkan Yılmaz ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

Sabah seherinde uyananlarla uyanıp yolumu ziyarete hesaplamıştım . öyle bi hikayeki bana bir daha yaşanmayacak yaşanan anılarımda kalmış bir mucizenin öyküsü .Benim dağlarıma çıkaduran benim dağlarımdan çıkaıp inen büyüyen …Bir çocukluk zamanı hikayesi Süt makinasının sesi hala kulaklarımda uğuldar .

 

 Bu benim için sabah olduğunun ninemin ocağı yakmış inekleri sağmış kendini makinanın başında süte kaymağa ve ninni gibi şarkılar söyleyen sesine verdiği anlardır .Bir taraftan kaymak bir taraftan süt akması ineklerin otu süt diye sunmaları kadar ilginç gelirdi bana Saatler oturup seyretmişliğim kendi çevirmişliğimde olmuştur. Sanki o kadın melekti ne uykuya dalmışlığını görürdüm ne uyandığını ne yediğini ne içtiğini sanki kendini bu dünyadaki yakınlarına vakfetmişçesine ya namazda duada yada iş başında Hiç ihmal etmeden giydiği yün çorapları ayağında oy nenemin romatizmalı ayakları oy emektar canan ve peştamalı belinde kuşağı caketası fanilası o yeşil fanilası gözümün önünden gitmez hele fanilasının kokusu bana şefkati merhameti emeği fedakarlığı hatırlatır.Onunla ilgili ettiğim sözümde annemin gülen gözleri gibi temizlik saflık ve samimiyet vardır.Hayvanlar gidecekleri yeri bilirmişcesine taze otların kokusu sabaha kadar burunlarında tütmüşçesine yola koyulmaya hazırdırlar .Halam kelkalatını(elsepeti) çoktan hazırlamış benim çakrilim(yoğrurda doğranmış üzerinede bir kaşık saplanmış yanında sevdiğim taş peniri ve bir tanede fazladan çadi(mısır ekmeği).Ayaklarımı açıp çakrili tam çapaşrolmak(mısırın yoğurdu sünger gibi içine çekmiş hali) üzereyken yiyişimi hatırlarım.Benim için çakril yemek alelade bir iş değildi doğranan çadinin üzerine dökülen yoğurdu biraz içine almasını bekler tam kıvamındayken yemeyi tercih ederdim .

 

    Oy benim eski zamanlarım çapaşruli yoğurdum.Akşama değin sallandırdığım yoğurt kavanozum kırılmamasına özen gösterdiğim. İlk başta inekleri ağoya(ormanın içindeki otlak) sürer ota alıştırırır sonra yola koyulurduk ağodaki en önemli iş aklına ziyareti kurmuş darçeni zaptetmek ve zamanlı zamansız ordan kaçmasını önlemekti Darçen nesillerdir soyunu sürdürmüş asil bir inekti.sonra sepeliler görünürdü sonra bogdaborlular çavliyenlilerde derenin göremediğimiz öbür yanında çoktan yola koyulurdu .Biz sepeliler ağoya verilmeden önce sürer yola koyulurduk inekleri toparlamak görevi bende olduğu gibi organizasyonda halama aitti daha taze çobandım.Şimdilik sepeli çocukların çobanlık yeteneklerinin örnek gösterildiği eğitim aşamasında ki bir çoban çırağı Çobanlık dediğin tevekkeli bir iş değildir derdi ninem Hz Muhammedde çobandı deve koyun güder dağlar taşlar aşırırdı .Bir deve buzanklanırmı(Buzanklanmak:at sineği ısırması sonucu ineğin kuyruğunu kaldırıp koşma eylemi) bilmem ama ninemin saf kalbinin anlattığı hikayede buzanklanır hemde o koskoca peygamberi peşinden bile koştururdu ama o elinde çubuk bile tutmaz ve yedi dağ aştıktan sonra hiç öfkelenmeden ve hayvanlara zarar vermeden boynunu okşar ve hayvan uysaldan daha uysal olurdu.Çocuk kalbimi kıvançla doldururdu bu.Taklidi zor olan sabır hikayesi çünkü ineklerin kuyruklarını kaldırıp birden koşmaya başlaması yeterinden fazla sinir bozucudur. ve derdi nenem hayvan terbiye ademeyen dilsiz hayvana tahammül edemeyen insana tahammül edemez insan yönetemezdi. Çünkü zavallıların ağzı var dili yoktu konuşmaz ama kalbine yarenlik ederlerdi isim isim tanırdık onları ve onlarda bizi tanır kendi isimlerinide bilirlerdi.  

 

    Darçen, morgo, nargo sarıkız hepsi birbirinden asil bir ahır inek. Ama nargo nargonun durumu farklıydı diğer ineklere daha adapte olamamış evin yolunu zar zor öğrenmişti .Çünkü bu sürüde yeniydi kenar köşe otlar diğer ineklere fazla yanaşmaz diğer ineklerin darçene itaat etmesi gibi itaat etmezdi zamana ihtiyacı vardı. Hava her zamanki gibi değildi dağlarda hava aniden bozar simsiyah yağmur bulutları nerden çıktığı belli olmadan yağmuru bindiriverirdi.Ziyaret tepesi ve moğobanlıların sırtları en tehlikeli yerlerdi çünkü buralar bakır madenleri yüzünden yıldırımları kendine çeker ve ortalık savaş alanına dönerdi onun için kıvrak davranılmak zorundaydı. Aniden kararan havanın iyiye alamet olamdığını anlamış ve son sürat hayvanları aşağı derelere doğru toparlamaya başlamıştık hava sanki gece gibi kararmış nem soluklarımızı kesmeye başlamıştı bir taraftan koşturmaca bağırtı çağırtılar arasında hayvanları aşağı yöne doğru sürmeye çalışıyoduk bir telaş içindeydik .Tam bütün hayvanları toparladık derken nargonun tekrar yukarı doğru yürüdüğünü görmemle yıldırımın hemen yakınlarımıza düşmesi bir oldu .Ninemin anlatmalarına göre yıldırım üç türlüydü ve en tehlikelisi demirdi diğerlri ateş ve suydu eğer demir düşmüşse zehirlenme ihtimali çok fazlaydı .Ama nargoya doğru bir refleksle yönelmişken bunu düşünmem imkansızdı o andaki en önemli hedefim nargoyuda bir şekilde diğer ineklere dahil etmekti ama yıldırımın şiddetinden irkilen nargo macahel atları gibi şaha kalkıp dört ayak üstüne basar basmaz dörtnala koşmaya başladı bende kendimi tutamayıp hiç kimseye sormadan peşinde koştururken buldum kendimi o anda çok hızlı karar vermek zorundaydım hatta zaten kararımı verip nargonu araksından koşmaya başlamıştım.nargo hızlanıyor bende hızlanıyordum nargo taştan atlıyor bende peşinden ama içimden nargoya bir tek fiske vurmayı düşünmüyordum buzi ısırmamıştı belki ama yıldırım düşmüştü ne yapsaydı hayvan korkudan ne yaptığını bilmeyecekti elbette …Nargo kadar hızlı koşamadığımı fark etmem bayağı sonra oldu o zmana kadar bozuk havanında etkisiyle kararmış bir ormana girmiştim daha önce böyle bir kabus bile görmemiş ben koskoca ormanın ortasında gök gürlemelirinin arasında öylece kalakalmıştım.Ortada ne nargo vardı nede başka bir hayvan hatta ortada olabilecek diğer vahşi hayvanların korkusu beni iyice korkutmaya yetmişti …Belki birkaç Dakika belki yarım saat geçmiştiki ben başıma gelecekleri çoktan hesaplamış korkum daha bir katlanmış gözlerimi kapamış kaderime rıza göstermiş bir şekilde bekliyordum. Gök gürlemesi bitmişti yakınlarda bir yerlerde akan dehşetli bir dere sesi kulakalımda uğulduyor bana kurtulma ümidini aşılamaya çalışıyordu sanki ama ben bu umutsuzlukta yaradana sığınmıştım bile mucizeyi beklemek hiçbir iş yapmamaktan daha iyiydi orda kalmam selamet yürümekse kaybolmak demekti .Gözlerimi açmaksa bir sürü yabani hayvanla göz göze gelmek demekti.o sırada korktuğumun başıma geldiğini düşüneceğim bir nefes sesi duydum çok yakın olmasa bu uğultuda bir nefes sesi duyulamazdı bu benim artık sonumun geldiği anlamına geliyor olmalıydı. Biraz önceki tevekkülüm tamamen teslimeyete dönüşmüştü ama herkes celladını görmeyi hak eder son anını yaşamayıda bende öyle yaptım içimden beni kışkırtan meraka uyup gözlerimi açtım ki ne göreyim .Bir kaf dağı masalından kaçmış kırmızı başlı sarı gövdeli gözleri gözlerime mıhlı başından püsküller asılmış iki ayağını yana açmış merakla beni süzen bir boğa evet kaf dağı masallarındada böyle olurya bir boğa göleden çıkagelir bu boğa dereden çıkmıştı olmalıydı belli belirsiz bir ses olmuştu derenin sesi artık bütün odak noktam boğanı n gözlerine yönelmiş ve dost olduğundan emin olduğum bu boğanın kurtarıcım olma ihtimalinide düşünemeye başlamıştım çoktan …

 

      Narin sivri boynuzları vardı ne fazla uzun ne fazla kısaydı simsiyah gözleri beklide hala bakmakta olduğum şeydi o yüzden diğer yerlerini doğru dürüst anlatamam doğal ama boynundan arkası sarıydı belli belirsiz tam tanımlıyamadığım bir sarı .Kuyruğundada sarı bir kurdela vardı ve yeleli bir kuyruk uzun tüylüydü.boğanın peşinden gitmeyi kafama koymuştum çünkü içgüdüleri fazla olan bu hayvan mutlaka beni bir yerleşim yerine ulaştırabilridi.Belki tamamen kaybolabilirdim ama bir patika bulmama bile yardım etmesi benim gözümde kurtarıcı olmasına yeterdi. Ben gene korkunun gereğini yaptım boğanın kuyruğuna elimi dolayıp gözlerimi kapadım ve yürümesini bekledim ve düşündüğüm gibide oldu hayvan yürümeye başladı yolda tökezlesem ayağım takılsa bile gözlerimi açmamaya kararlıydım.Bir mucize olucaksa bile bu mucizeyi böyle yaşamalıydım ne boğaya bakıyordum nede etrafa Bir saat olduğunu tahmin ettiğim bir zaman yürüdük ve ayaklarımın çalı çırpıya takılmadığını hatta dümdüz bir yolda olduğumu farkedince gözlerimi araladım evet beklediğim mucize gerçekleşmişti cancirden geçip çavliyente dönen araba yoluna ulaşmıştım ama kolay değildi burada şu an ilk defa bulunuyordum ve bu sadece bir tahmindi ama bu umut gözlerimi açmama yetmişti …. Ufukta çavliyent görüldü .çavliyent hatta çavliyente ilk defa buradan giriyor ilk defa böyle bakıyordum başıma gelebilecek muhtemel bir felaketten mucize eseri kurtulmuş bir çocuk olarak …Kuyruğunu saldım yolda sari diye ismini koyduğum öküsüzün …

 

    Ve hiç çekinmeden bir çayırın çeperini aşıp sariyayı buyur ettim bir ziyafeti çoktan hak etmişti bu gün benim kahramanımdı dilediğini yiyip içebilirdi hatta bu başlangıçtı daha peşine ne narsğxiler(hayvamlar için pişirileek hazırlanmış yem) yedirecektim ona hele bir eve ulaşıp neneme haber verebilirsem.Çeperi kapayıp evin yolunu tuttum vardığımda nenem namazdaydı ben bitirmesini bekliyicek kadar sabırlı değildim nenemde hiçbir endişe belirtisi yoktu sanki geleceğimi bilen birisinin yüz ifadesiyle kılıyordu namazını nene dedim birdaha tekrar ettim nene sanki namazda cevap verilmeyeceğini unutmuş gibiydim. Nenem ısrarıma dayanamamış olacakı güzel koynuna huşuyla sardığı kollarındanşahadet parmağını kaldırdı ve bir Dakika işareti yaptı ama ben konuşmama devam ettim. Nene nargo kayboldu bende kayboldum bir öküz rasladı beni buraya getirdi çavliyentte bir çeper açtım öküz orda narsği hazırla ona vericem peşpeşe sıraladım bütün hikayeyi giriş gelişme sonuç amaç her şeyi… Ninem selam verdi nargo ağorda oğul dedi taa ne zman geldi sen nereye kayboldun …Ben nargonun peşine ziyaretten aşağı indim ordada kayboldum nene dedim anlattım …

 

      Öküzü kapattığım çayıra geldiğimizde ne öküz ne açılmış bir çeper nede ezilmiş talan edilmiş bir çayır bulduk .Tarife göre öküzü sorduk hiç sahibi yokmuş öyle bir öküzü olan yok … Mucize sanki kendini ıspatlamaya çalışıyordu ben mucizeyim bu işin altını daha fazla kurcalama kurtuldunya şükret diyordu sepedede araştırma yaptım ama sonuç çıkmadı ama yıllardır o öküz aklımda kaldı hemde kahramanım mucizeyi beraber yaşadığımız. Ben onumu kurtardım o benimi bu muallakta olsada o beni kurtardı çünkü o günkü tecrübemle o ormandan asla kurtulamazdım. Kurtulmazk kurtulmak değildir kurtulan sen olmayınca mucize mucize değildir İnanmayınca hayat katlanılabilir değildir mucizeler olmayınca Mucizleri hayatımıza her şeyiyle koyan rabbime şükürler olsun o ne büyük bir ihsan sahibidir. Tarkan Yılmaz 27 01 2007


Bu içerik 326 defa okunmuştur.

Etiketler: Sarı Öküz 

Sarı Öküz bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Sarı Öküz bu içeriği Google de ara ...

YANIKLI SOHBET
GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ