.Bu zamanlarda erken kalkmak bir zaruretti.Erken kalkan işinde yolalır derlerdi eskiler. Sesi duyulan derenin manzarada yeri olmasada karşı taraftan eğri büğrü güneşin aksi gözkamaştırıcı bir şekilde doğanın renklerinin ahengini insanın ruhunun içine kadar taşıyordu.Ağaçlardan yalpa sesleri çıkararak geçen rüzgar ninni sermonisini andırsada oyalanacak çok vakit yoktu. O sıralarda köydeki en güzel evin köşküne kurulmuş olan hakim bu köy cennetten bir bahçe olmalı diyordu.Öyle bir bahçeki burda ömür azalmaz kısalmaz.Dağların ahenkli sıralaşının yanısıra sofrada damağının sınırlarını zorlayan lezzet işin artısıydı.Bütün bunları düşünürken elbetteki coğrafyanın zorluklarını gözardı etmiştiki İsmail efendi araya girdi.hakim bey dedi bu gördüğün muhteşem yeşillikler renkler yılın yedi ayı kendilerini bembeyaz bir örtüye bırakırlar.Öyle bir örtüki bu bu aylar içinde geçim en ağır şekliyle sürdürülür.Çok uzaklardan hayvanları oyalamak için kesilen çalılar buz tutan sular dereler insanı canında bezdirsede bahar kendini gösterince tüm bunlar unutulur insan rahat bir nefes alır. Hakim bir süre sohbet ettikten sonra muhtara sohbete yolda devam etmeyi teklif etti.Çünkü bugün yapılacak çok önemli işler vardı hakimde bunun bilinciyle hareket ediyordu.Manzara ikidebir onu alıp götürsede yediği yemekleri yolda hazmetmesi gerekiyordu. Yayladan beyaz taşlara kadar yürümüşlerdi.Yaylakların alt bölgelerinden itibaren ağaç bıçak gibi kesiliyor devamındaki manzarada kendini alabildiğince yeşil sırtlara ve ufaklı tefekli vadilere bırakıyordu.Tepelerde ise şaheser beyaş taşlar dikilmeye başlıyor insanın içinde efsanevi ve bir o kadarda gizemli hazlar meydana getiriyordu.İsmail efendi karşıdaki kalabalığı gösterdi işte dedi beyim bunlar aradığımız muallaktaki arazinin taraflarıdır.Hakim şöyle bir göz gezdirdi tarfların neden burda toplanmış olduklarının izahını bekliyordu büyük ihtimalle.Aklıyla ve ileri görüşlülüğüyle tanınan ismail efendi durumu hemen farketmiş ve izahatı net bir şekilde yapmıştı.Efendim bunlar ihtilaflı arazinin müddeileri olup muhtelif arazi ise şu cıvardaki otlaklardır diye sözünü bitirdi.Hakim bu edebi usluba hayranlığını sonraya erteleyip bu arazi içinmi bunca gürültü diye basit bir cümle kurdu.Evet dedi bu arazilar her iki köy için önemlidir.Hayvan otlağı olarak umumi kullanımda olsada taraflar yekdiğerlerine bu arazide imkan vermemkteler.Sizide buraya davet etmelerinin nedeni budur.Arazinin asıl sahibinin meydana çıkması diğerinin çekilmesi şeklindedir. Yaklaştıkça her iki gurubunda kavga hususunda tedarikli geldikleri belli oluyordu.Eğer kendilerine makul gelen bir çözüm bulamazlarsa arbede çıkacağı apaçık ortadaydı.Sakalları ağarmış iki adam karşılıklı bağrışmalar içinde gayet sakin eski sınırları gösteriyorlardı kendilerine şaşkınlıkla bakan hakimi farketmemeleri ateşli konuşmalarına bakılırsa doğaldı.Hakim kendini tanıttıktan sonra herkes biraz kendine çeki düzen verdi.Konuşmaya elinde kazma ile duran burnu yeterinden fazla sivri kızıl sakallı bir adam olan veli efendi başladı.İsmail efendi olayda taraf değildi heyeti olay yerine ulaştırmış ve seyirci olarak izlemeyi tercih etmişti.Adam illaki bu toprağın çukurlular ve ahvaline ait olduğunu ve eskikale çobanlarının yasadışı olarak bölgeyi otlak olarak kullandığını idda ediyor.Konuşma aralarına gürcüce küfürleri de iliştirip meseleye duyduğu hiddeti ve öfkeyi dile getiriyordu.Diğer taraf olan ustamis ahaliside aynı iddaları karşı tarafa sergiliyordu.Hakim şaşkınlık içerisindeydi.Bu kadar küçük ve engebeli bir arazinin manzarasının güzel olması haricinde ne önemi olabilirdiki.Bodur çayır denemiyecek kadar küçük otlar keçilerin bile ağzına gelmezdi.Onun memleketinde bu arazilerin lafı bile edilmez manzarasına bile uzaktan bakılırdı.Tüm bu düşüncelerini ifade etmeye kalmadı arbede birden patlak verdi.Hakimin varlığına aldırmadan insanlar laf atışmalarına başladılar tekrar göz açıp kapayıncaya kadar ortalık savaş alanına dönmüştü.Hakim bağırıyor çağırıyor jandarmalar dipçiklerle olaya müdahele etmeye çalışıyorlar ortalıkta ise kazma kürek sesleri insanı dehşete düşürüyordu.Hakim ortalığı yırtan bir sesle bağırdı.Bu kadar küçük arazi için birbirinizi öldüreceksiniz buna inanamıyorum gidin batıya gözünüzün alamayacağuı kadar dümdüz ve verimli araziler bulursunuz çıldırdınızmı bu küçücük için bierbirinizin canına kıyacaksınız dedi ve herkes durdu.Konuşma etkili olmuş ama genede kimse inandırıcı bulmamıştı.Ama ismail efendi koskoca görmüş geçirmiş memleket memleket dolaşmış hakimi kale almayacakta kimi kale alacaktı. Geri dönüş yolunda İsmail efendi hakime bolca soru sorup gerçeği öğrenme gayretini sürdürdü.Hakim arada bir söyleniyor bir taraftanda İsmail efendiye cavaplar veriyordu.Meseleyi iyice anladı İsmail efendi .Hakimi uğurladıktan sonra çokçada düşündü. Meşin çapulelerin modası ovada geçmemiş olsada burda yemeni çapule kullanılamıyacak kadar ağır çoğrafya şartları vardı.Ama araba lastiğiyle dikilen ayakkabılar Köyün ileri gelenlerinden İsmail efendinin arkadaşı İbrahim efendi tarafından keşfedildiğinden beri bir geçim kaynağı olmuş ve asırlar sonra gerçekten bir getiri kaynağı olarak cıvar köylerden ve yanıklıdan büyük rağbet görmüştü.Şartuldan,Şavşetten Bertadan Ardanuçtan birçok müşteriye hitap ediyorlar ele avuca gelir büyük paralarda kazanıyorlardı.Ama tarım için imkanlar çok kısıtlıydı herkesin gönlünde tarım vardı ve kara lastikler çıktıktan sonra bu iş çok maliyetli ve müşteri içinde çok pahalı olduğundan yavaş yavaş sönmeye başlamıştı.İleri görüşlü İsmail efendi için ise yeni yollar yeni geçim kaynakları düşünmek gerekiyordu.Aklında Hakimin anlattığı dümdüz tarıma elverişli ve ucuza eldeğiştiren ovalar vardı:İbrahim efendiyede durumu açmış ama pek rağbet görmemişti. Hanımıyla durumu paylaşınca hanımı ben dayanamam göçe eziyete anneme bakmakla yükümlü olmam ise sana eşlik etmemi hepten engeller.Sen istersen önden git bende burda evlatlık vazifemi görür sen oralara yerleştikten sonra annem vefat eder veya kardeşlerim bakmayı kabul ederse bende gelirim demiş İsmail efendinin bütün hayalleri bir bir yokolmaya başlamıştı. Gel zaman git zaman kışa yaklaşmıştı Yanıklı.Tarlalar hasat edilmiş arpalar biçilmiş mısırlarda maranlara doldurulmuş seçilen kısımlarıda kandaralara asılmış kurumaya alınmıştı.Lekoban dağlarından yeni bir su kanalıyla uğraşıyordu İsmail efendi köyün en atılımcı ve ileri görüşlü projesiydi.Her aile ya kendi hiisesine düşen yeri kazıyacaktı veya birilerini tutup kazıtacak veya parasını ödiyecekti.Köylü ilk başta heveslensede bu işe sonra zor gelince ne olacak canım yeterince suyumuz var daha başka ezxiyete ne hacet deyip işleri boşlamışlardı.Zaten tarla zamanı kimse gidip bir kazma vurmamıştı birkaç aile dışında.İyice umutlarını karartan bu olaydan sonra iyice durumu tetkik etmesi gerektiğini anlamıştı İsmail efendi. Ayakkabı yapmak için hammaddeyi İstanbuldan alıyorlar gemiyle hopaya ordanda köye getiriyorlardı.Bu sene bunun için ;İsmail efendi düştü yollara maksadı duırumu yerinde tetkik etmek istanbuldan sonra Hakimin memleketi sakaryaya ordan bursaya bir göz atmaktı.Öylede yaptı Sakaryayı Bursayı gezdi gördü gözlerine inanamamış uçsuz bucaksız arazileri bir bir incelemiş fiyat araştırmasını yapmıştı.Köye dönüp bunları ailesiye paylaşmak için can atıyor ama gened ikna edememkten korkuyordu.Vapurla hemen memleke döndü. Hanım bir görsen inanamazsın insanlar çalalara ağaç gibtırmanıyorlar deyip abartsada hanımı nuh diyor peygamber demiyordu.Gerçeği gözüyle görmeden inanmak onun içinde çok zordu işinede gelmezdi bu topraklardan ayrılıp sıla hasretiyle yanmak .Kış iyice bastırmış herkes ayakabı işinin yanında eski çalı çırpı neker işleriylede uğraşıyorlardı.O kış kaynanasıda ölmüş olan İsmail efendinin hanımı annesine bakmayı bahane edemez olmuş çoluk çocuğun oralarda barınamayacağını öne sürmüştü. Sabah olmuştu İsmail efendi oğlunuda uyandırıp kıl çoraplarını giymesini ipleri hazır etmesini söyledi.Hanımı bey hayırdır ne yapacaksın deyincede ahırda hayvanların aç olduğunu çalı kesip getireceklerini söylemişti.Hanımı oğlunu işe güce kıyamayan hassas bir kadındı.zoboğullarından gelin gelmişti.Onların bu huylarında vardır.İsmail efendi bu konudan hep şikayetçi olagelmişti zaten çocukları çok şımarttığını ve gereğinden fazla hassas olduğunu emektar eşine söyleyip durur ama lafa anlatamazdı. Nekerler kesilmişti İsmail efendi oğluna beş kona nekeri alışılmışın dışında bir rahatlıkla yükledi.Çocuğun bunu taşuyamıyacağı belliydi.Hatta İsmail efendi ipleride biraz gevşek bırakmış yük çocuğun topuklarına kadar inmişti.Hanımı uzaktan manzarayı görüp ah vah etmeye başlamıştı bile ama İsmail eendi oralı bile olmuyordu.Köyde yaşam şartlarının ne kadar zor olduğunu göstermek istiyordu belkide demeye kalmdan çocuk sırtında çalılarla yuvarlanmaya başladı derken annesinin ayaklarının dibine kadar inen çocuk gerçekten köyde yaşamanın zorluğunu merhametli kadına iyice göstermiş olacakki haklısın bey dedi bahardan tezi yok biz dediğin yerelere gidip çocuklarımıza yeni imkanlar bulalım okullara medereselere gönderip hayatlarını kolaylaştıralım. İsmail efendin,in bu ibreti gösternmesi zaten bir zorunlulk olmuştu hanımını ikna etmek için.Derken ekmek dostunuda vazriyada bulmuş gördüklerini oınada anlatıp ikna etmiş ve adapazarına yola çıkmaya karar vermişlerdi. Göç yolu herkes için zorlu olmuştur.Yeni yerlere gitmek doğup büyüdüğü toprağı ekmek davasına terk etmek hasretini kalbine basıp tüm gelenkleriyle varlığıyla başka bir yere gidip akraba hasreti toprak hasreti çekmek.Her güneşe baktığında sılayı görmek.Bu çıkılan yol öyle zorlu bir yoldurki iç burkar can yakıcı türküler söyletir.Mezarları bile özletir.Öyle bir meymenetiz gidiştir ama içinde genede yaşamanın geçinmenin yeni fırsatlarını umutlarını barındırır.Derken vapur düdüğünü öttürdü ve dönülmez yolun yolcuları asırlık döngünün yeni muhacirleri olarak yola çıktılar…Hepsine selam olsun gönüle gurbet düşmüş ağlanır sıla dilde saz olmuş mızrap teli bağlanır gurbet uzak sesi gelmez bir türkü söylenir türkü saza saz türküye dağlanır.