Cvartli

Şairin güftesinde hüzün bestesinde dumanlı dağlar. Gözlerinde ışık, Yüreğinde; arkasında bıraktığı yaren ağlar. Şiirinse kalemi kırık sehpasında ayakları Sevdasının başına sarı yazmalar bağlar! Öküz öldü ortaklık bozuldu kardeşim bu iş buraya kadar diye inlemeli ve balgamlı bir sesle bağıran adamın birazdan gözleri korkuya pörtleyecekt...

01 Ocak 2011, 01:27 tarihinde Tarkan Yılmaz ekledi.
Bu içeriği paylaş:
Facebook  Twitter  Google  Yahoo 
 

 Şairin güftesinde hüzün bestesinde dumanlı dağlar. Gözlerinde ışık, Yüreğinde; arkasında bıraktığı yaren ağlar.
Şiirinse kalemi kırık sehpasında ayakları Sevdasının başına sarı yazmalar bağlar!
Öküz öldü ortaklık bozuldu kardeşim bu iş buraya kadar diye inlemeli ve balgamlı bir sesle bağıran adamın birazdan gözleri korkuya pörtleyecekti.

     Bu kadar cesur nidalarda bulunmasının hesabını dehşetli bir korkuyla ödeyecekti. Öylede oldu oraya gelen adamın burada ne oluyor diye sormasına lüzüm yoktu sorunca ise uzun uzun dinlemesine. Gördükleri ona yeterdi de artardı bile heybeti buna müsaitti. Kara paltolu adam öylece donakalmış diğer kelimeyi bekler gibiydi ağzından ama kelimeler cesaretini yitirmiş çıktıkları yerde toplanmış sadece aklında soru işaretlerine dönüşüp meseleyi daha uzatmaması için öğüt telkin ediyorlardı içten içe. Adam öylece arkasını döndü ve gitti gidebildiği yere kadar bir iki mahalle yürüdükten sonra muhtarın yanına kadar ulaşmıştı.
Kapı çalma adeti olmadığı için hemen muhtara ulaşabildi. Eğer kapıyı çalmış olsaydı muhtar evde yok denilecekti.Gelecekte yaşanacak uğursuz günlerin temeli atılmayacaktı beklide ? hemen bir sekiye ilişti gözücuyla muhtara baka baka başladı meramını anlatmaya yürüyüşünde kurgulaması gerekeni kadarını kurgulamış iyide bir yalan bile bulmuştu. Delinin adı çıkmış akıllı dünyayı yıkmış misali adı çıkanın uydurulmuş marifetlerini bir bir dökmeye başladı.Muhtarsa ne- olmaz- bü köyde buna müsaade edilmez dedikçe adam cesaretleniyor muhtarın inandığını görünce yalanlarını katmerliyordu.

       Gün bitmiş devran yeni güne merhaba demekteydi.Salkım saçak meyve ağaçlarının arasında arktan gelen sudaki güzel ezgileri dinleyerek geçen adam o anı yaşamaktaydı.Hayat tarzı buydu ama oturup felsefesini yapmış veya uzun uzadıya düşünmüş değildi.Hayata derin anlamlar yüklemenin sıkıntısını belki içinin derinliklerinde bizim anlayamıyacağımız gerekçe ve prensiplerle ortaya koyuyordu ama çobanken hayvanların ruhundan anlamakta yeterli olabilirdi insana .Huzurlu insan etle sütün nerden geldiğini bilirdi.Ama işin kaymağına yağına dokunmazdı.Voş(ynıklıd hayvan sürmek için kullanılan ünleme) dedi tekrar yürüdü sabahın köründe düşen cevizlerin ve olgunlaşmış elmaların hesabını kimse yapmazdı ama onun en büyük zevki düşen elmayı ark suyunda söyle bir gadavl edip(sudan geçirip) öylece yemekti.Kaba görünen bu eylem doğallığında yapana zevk veriyordu.Kahvaltısının son dilimine ısıran Kara mecit karşısında vergi memurlarını görünce sabah sabah hayırdır diye kendi kendine konuştu.

             Memur önyargıyla gözlerini kaldırmış taa tepesinden kara mecide dikmişti.Üzerine gözlerini getirişi ise yetkinin ve üstünlüğün bastırışı gibiydi. Sen dedi memur vergini ödememkte ısrarcıymışsın köyde kime gitsek derki mecidin vermediği bir mecidiyeyi biz neden ödeyelim. Ahaliye kötü örnek oluyorsun be adam bu millette seni arkasına alıp böyle laflar ediyor.Nesin necisin delimisin akıllımısın ver vergini devletin istediğinin evde durması haramdır. İşte mecide yapılan kara paltolunu uğursuzun iftirası tamda buydu.Demiştiki Kara mecid vergisini ödememekte hatta ısrarını halklada paylaşıp onlarıda örgütlemekte.Ahali Almanya ikinci dünya harbini başlattı başlatalı Devlet ve hükümet erkanı marifetiyle sürekli vergilerle boğulmakta vereceği gönüllü verginin haricinde zorunlu haraca mahkum edilmekteydi.Bu durum ahalinin havyalarını sahipsiz ormana sürüp kurda yabana kaptırmasından evinin ambarlarına inek sokmasına hatta tavanlarına sırtıyla koyun taşıyımasına kadar bir çok ilginç yönteme neden olmuştu.vergi memurlarından hayvanlarını kaçırmak isteyen halkın bir çok hayvanı bu uğurda telef olup gitmişti.Dedi, demesinede memur Kara Mecit yüzünü bu ormanda rüzgarla güneşin kavurmasından karartmış elinden çobanlık gelen ama mülke hükmetmeyen bir adamdı .ondan olacak ki en sade şekliyle ben bilmem babam bilir ben vermem babam verir mealinde laf etti. Hiddeti artan memurun kırbacı yukarı kalkıp kara mecidin sırtına inince bu heyecanla birkaç okkalı küfürde çıkmıştı ağzından memurun. Muhtarınsa olanı biteni tahmine decek kadar basireti olmadığı daha sonra vuku bulacaklardan belliydi.Kim olsa bu olmadık hamle karşısında basireti tutlurduya oda ayrı konu; Mecidin damarına basan kahrolsun mecidin dehresinden yiyen de kahroldu. Dedi mecit ve adama dehreyi rasgele fırlattı.maksadı hiddetin şiddetini ortaya koymaktı . Dehre havalandı şaşkın bakışlara birkaç takla atarak cevap vere vere gözleri sonuna kadar açılmış memurun omzuna saplanıverdi. Herkes olduğu yerde dona kalmışken .Omuz öylece yana kaykılmış.

 

Erzincana giren ağlar Yar hasretin bilen ağlar.


 

Erzincan mahpuslarında Yatmasını bilen ağlar.  


 

Mahpus damı beş kapılı .


 

Hepisi mermer yapılı Gözlerime yaş geliyor


 

Hepsi bu cana tapulu


 

    


 

    Kara mecit olmuştur deli mecit artık. Namını kaldırıp ordan oraya taşıyanların vergi yükü altında kıvrananların timsali  bayrağı olmuştur kara mecidin kalkan dehresi .Yanlız köylü bunu böyle görmektedir. Ama her yerde bizde deli mecit gibi zıvanadan çıkabilir bu açlık sefalet içinde hakkımızı cebirlede olsa savunabiliriz intibası doğmuştu. Hem ahalide bir umut hem naçalik dedikleri vergi memurlarnda bir endişe hasıl olmuştu. Mecidin de halini sormayın gitsin Erzinganın (o dönemde halk erzingan derdi)mahpusunda gurbet ve esaret türkülerine dalmıştı parangalar içinde naraları yankılanmaktaydı mahpus duvarlarından.


 

 Şu dağların bir ateşi


 

Yakarda deşer bağrımı


 

Şu mecidin özleyişi Çökertir mahpus damını

 


--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------
  
--------------------------------------------------------------------------------


     Mecid yattı mahpusunda.Kara yüzünde bin kara çizgi oluştu.yedirememişti yediremiyrdu bunu kendine o anı aklına getiriyordu sabahın köründe tepesine dikilmiş memuru yanındaki muhtarı ve arkasındaki memiş efendiyi.bir hesap bir dalavere olmasa şayet heyet başına binermiydi. Çok sordu bu soruyu kendine Nasip olupta bu esareti bitince ne yapacağınıda düşündü elinden geldiğince.. Kara mecit oldumu sana Deli mecid.Şimdi köyüne vardı mecid ceketini omzundan atmış meyve yüklü ağaçların dallarını sallandıracak kadar heybetle ve hırsla yürüyordu köyünden.Evine gelince yıkılmış yuvasından başka bir şey bulamadı.Herşey kinini biliyor kendini kaybetmemek için kendini zor tutuyordu.ölmüş karısını bile düşünemiyordu.Ailesinin başına gelen felaketler ona hüzünden çok kin duygusu veriyordu.Ama kimseye ne eli nede yüreği kalkabilirdi.Mahsunlamıştı bir taraftan bir tarafı ezilmiş yontulmuştu. Ama gözler daha bir korkuya teslim olmuştu ahalide. Daha bir yaklaşamaz olmuştu adımları. Deli mecit yalnız kalakalmıştı.Hergeçtiği yerde dedikoduları takip ediyordu kendini.Sanki dehreyi vergi memuruna değil tüm köylünün cesaret duygusuna atmıştı. Dedikodular birbirini kovaladı Mecid bir kez daha yuva kurmayı denedi. İstediğide oldu.

    Yeniden bir hayata başladı. Oğlu delikanlı olmuş oda en gencinden bir eş almıştı evine..Oğlan uçarı gözü görmez delikanlı yaşında Mecidse işinde gücünde birkaç akrabasından başka ona yanaşan kimsenin kalmadığı kendi dünyasında.Ne elem fayda eder zor gününde adama ne eza. Zor günde adamın azığı sohbet ve yarenliktir. Ama mecit tüm bunlardan yoksun vebalı bir adamdır. Hakkında her kelamın edilebileceği bir ucubedir sanki.Çocuk baba dedi bende bir rus beşlisi isterim ister sendekini ver isterse yeni bir tane alalım. Mecid köpürdü ne edeceksin sen beşliyi. Eşkıya olup dağamı çıkmaktır niyetin dediysede çocuğa laf geçirmek zordu. Kanı kaynamaktaydı.Mecid dedi cami kapısında yanaşan bir adam.Mecid kaldırdı kafasını öylece oyana buya sallıyarak ve denilende hayır olamıyacağınıda hissederek…Adam senin oğlan bu aralar zıvanadan çıkmış.Ee seninde kontrol edememen normal ama sana özenerek bir kabadayılaştı bu aralar sorma. Çocuğa doğru örnek olmadın bari doğru öğüt ver bugün silah almış yarın başımıza eşkıya kesilmesin dedi. Bunu diyen o kadarda masum ve akıllı biri değildi.Zaten böyle olmadığı mecidden korkmadan karşısına geçip bu lakırdırları etmesindende belliydi ama Mecid genede oğluna sinirlendi.hemen evinin yolunu tuttu eve vardığında oğlu bir heves beşliyi sökmüş yağlamakla meşguldü.mecid hiç tereddüt etmeden oğluna kızmaya başladı tartışma ilerledikçe doz artıyor karşı taraftan gelen cevaplar sindirilemez bir hale geliyordu.Mecid silaha doğru uzandı bunla işin olmaz diye bağırdı.Ama kana işlemişse deli rüzgar ne tumpta durur ne dağda hele boş bir vadiyi bulmuşa eserde hızını alamaz.Öylede oldu çocuk hızını alamadı.Silahı babasına doğru çevirdi. Mecid olacakları düşünmeden iyice silaha yaklaştı ve bir arbededir koptu.Arbede bir silah sesiyle sustu ortalık bir bağırtı işğliyent aholarına vurdu geçti tekrar geri dönmedi yankısı.Çocuk Mecidin ellerinin arasından kaya kaya yere yığıldı. Ne olduğunu tam olarak kimse bilemedi o günden sonrada ama tek bilinen ögün her şeyin bittiğiydi mecid için kara bir günün başladığı idi.Mesele o hale gelirki zihni yorulmuş olan mecid kendini kaybeder.Mevzuyu duyan herkes kapısına toplanır bir Allahın kulu cesaret edipte içeri giremez.Mecit karısını dışarı salmaz çocuğunun cesedinide ocağa dayar ne yapacağını bilmez bir halde bağırır çağırır.Köy dehşet içindedir.En son gelen Jandarmalara Horozoğlu Alininde müdahelesiyle teslim edilir.Heryer çalkalanır cinnet geçiren baba haberleriyle işin aslını kimse tam olarak konuşamaz bilemez.

       Hala gene söylenir gelir Deli mecidin talihsiz hikayesi.Hem evlat katilidir artık hem deli yaftalı.En son mazhar Osmanda Horozoğlu alinin oğlu İsmail görür onu prangalar içinde başkada haberini alan olmaz. Deli mecid kötü bir örnek olarak dilden dile dolaşır gider.Hala gene duyarsınız Yanıklının bir evine kulak verseniz bu hazin hikayeyi.Kimisi çocuğuna anlatır ibretlik yerine kimiside bilirde susar sorana anlatır ….Hakkı sadece Allah bilir.Bizse görebildiğimizle yetinenelerdeniz.Allah tüm geçmişlere rahmet etsin mizanda terazide ondadır.Biz kimseyi mizansız  teraziye koyamayız bizden sadece mesel üstü mesel var o kadar.
 
 
 

 
 


Bu içerik 210 defa okunmuştur.

Etiketler: Cvartli 

Cvartli bu içeriği Yanikli.Com da ara ...

Cvartli bu içeriği Google de ara ...

GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ