| |||
Bir Başkadır DiyarbakırDiyarbakııra ilk kez 2010;un Martında gelmiştim. Üç- dört gün içinde bu dev şehri tanımam takdir edersiniz ki olanaksızdır. Bu yıl da yine geldim bu şehre...14 Mart 2011, 11:13 tarihinde Muhammet Avcı ekledi.
Geldiğim gün Cuma’ydı. Cuma’yı Üçkuyu Camii’nde eda ettim. İkinci günüm evde geçti. Bir ara gelinim ve torunumla markete gittim. Markette batıda olanların aynıları mevcuttur. Ücretsiz servisleri de vardır. Oğlum dün sabah bizi otobüsten alıp eve bıraktı ve o andan beri işinden evine dönmemiştir. Bu arada internetten Diyarbakır’ı araştırıyorum. Gezilecek- görülecek yerleri not alıyorum. Konutun balkon ve pencerelerinden Diyarbakır’ı seyrediyorum. Bazı tarihi ve turistik yerleri oğlumla geziyorum. İlk olarak Dicle nehrine giderek Sakarya’nın selamını ilettim. Nehrin üzerinde inşa edilen on gözlü köprü gerçekten bir harika. Burada bol bol fotoğraf çekindik. Az ileride yeni bir köprü daha var aynı nehrin üzerinde Bağıvar Köprüsü. Oradan Gazi Köşkü’nü ve Evsel Bahçelerini ziyaret ettik. Cahit Sıtkı Tarancı’nın müzesine uğramadan olur mu Diyarbakır’a gelip? Bu müzeyi de tüm detaylarıyla görüp resim çekindik. Hayatımda ilk defa bir kilise ziyaretim oldu burada. Mar Pet yun Kilisesini ziyaret ettik. Kilisenin yanı başında Şeyh Mutahhar Camii var, orada bir öğle namazını eda ettik. Burada dört ayaklı minareyi görüp hayrete kapılmamak mümkün mü? Ülkemizin engin hoşgörüsünün bir eseri olsa gerek: Kiliselerle camilerin komşuluğu. Diyarbakır’ı gezmeyi sürdürüyoruz. Sıra Surlar’ı gezmeye geldi. Surların bir bölümünü ve Keçi Burcu’nu görme fırsatımız oldu. Kapalıçarşı’yı ve Yanıkçarşı’yı ziyaret etmemiz de çok anlamlı ve önemliydi. Çünkü bizden birkaç gün önce Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül buraları ziyaret etmiş ve buranın esnafıyla hatıra fotoğraf çektirmişti. Gül’ün kokusu hala vardı bu yerlerde. O’nun ziyaretinin etkisiyle olacak ki devletin ve UNESCO’nun katkılarıyla Surlar’ın ve Ulu cami’nin restorasyon çalışmaları başlatılmıştır. Bir başka gün kentin en modern alışveriş merkezlerindeydik. Torunum İlbey’in doğum günü hediyelerini aldık bu mağazalardan. Başka bir gün de damadımın Amasya’dan arkadaşı Diyarbakırlı Sanat Tarihi öğretmeni Adil Beyİn rehberliğinde dolaştık Diyarbakır’ı. Halkın içine girdik. Barış çay evinde çayımızı yudumlayıp sohbetimizi gerçekleştirdik. Birlikte Diyarbakır’ın lezzetlerinden tattık. İkinci cumayı Nebi Camiinde eda ettikten sonra kitapçılara uğradık. Diyarbekir Kitapevi’ne uğrayıp işyeri sahibiyle sohbet edip çayımızı içtik. Birkaç kitap aldık. Cahit Sıtkı’nın ‘Otuz beş Yaş ‘ şiir kitabını edinemediğime hala üzülüyorum. Ertesi gün de Dicle Üniversitesi’ni görmeye gittik. Adil Bey, bize burada Diyarbakır’ın tarihi hakkında bilgiler verdi. Diyarbakır’ın eski adları olan Amed ve Diyarbekir adlarını anlattı. Erdal, Adil ve ben üçümüz Surlar’ı yeniden gezdik. Surların üzerinde yürüdük. Hz. Ömer Camiinde bir ikindi namazını eda ettik. Bu sene yenileme çalışmalarından dolayı Ulu Cami de namaz kılma şerefine nail olamadık. . Dicle’yi, Gazi Köşkü’nü ve Cahit Sıtkı Müzesi’ni ziyaret ettik. Resim çekindik. Ziya Gökalp müzesinde restorasyon çalışmaları vardı. Adil Bey bize Meşhur Ciğerci Bozan’da yemek ve çay ikramında bulundu. Adil Bey’in, gerek cömertliği ve gerek mesleki birikimi bizim için bir şanstı. Bir başka şansımızda oğlumun bize tahsis ettiği otomobildi. Dilediğimiz gibi gezebiliyorduk. Bir diğer şansımız da musluğundan akan soğuk suyunu kana kana içebilmemiz. Burada damacanayı görmedim desem pek yalan olmaz. Tüm ailemle birlikte geçirdiğimiz 15 günlük tatil her şeye değer. Bir başka gün bir asker ziyareti işimiz vardı. Akyazılı Kerim Aydın’ı gidip kışlasında ziyaret edip sohbet ettik. O’na Akyazı’nın meşhur Kabak Tatlısı’nı götürüp ikram ettik. Diyarbakır’da bulunduğumuz on beş günlük süre içinde hiçbir eyleme tanık olmadık. Bu durum bizi tam umutlandırmıştı ki öteden terör örgütünün açıklamaları ve şiddeti yeniden başlatma kararı tüm umutlarımızı yıktı. Atalarımız boşuna dememişler: Su uyur, düşman uyumaz. Söyleşimin başında belirttiğim gibi Diyarbakır öyle üç- beş günlüğüne dolaşılacak şehir değil. Silvan’daki Malabadi Köprüsü’nü ve Lice’deki Eshab-ül Kehf mağarasını bu defa da göremedik.Ünlü Diyarbakır hapishanesini ziyaret edemedik. Eğil’deki tarihi mirasla buluşamadık. Karpuzunu yiyemedik. Bir daha Isının 40-50 dereceye vardığı yaz günlerinin bunaltıcı sıcaklığını yaşamak için yazın gelmemiz gerek Diyarbakır’a. Muhammet AVCI10 Şubat 2011 Diyarbakır Bu içerik 365 defa okunmuştur. Etiketler:
Güncel Yazılar Kategorisinin Diğer İçerikleriGüncel Yazılar Kategorisinin Diğer İçerikleri
|
KÖYÜMÜZ YANIKLI
YANIKLI SOHBET
GÜNÜN VİDEOSU
VİDEO GALERİ
ARTVİN'DE HAVA DURUMU
|
||